ANKARA-ÇAMLIDERE-İNCEÖZ KÖYÜ
   
  Ankara-Çamlıdere-İnceöz Köyü-Koca Harman
  97-OSMANLIYI ASLIMIZI TANIMALIYIZ
 
ULU HAKANIN HAYATI KADİR MISIROĞLU ÜSTADIMIZ NE GÜZEL VE DOĞRU ANLATMIŞ..


ULU HAKAN ABDULHAMİT HAN DEDEMİZ ZAMANINDA KEBE-İ MUAZZAMANIN BAKIM ÇALIŞMASI..

İŞTE OSMANLI ARMASINDAKİ SEMBOLLER VE ANLAMLARI

osmanlı arması

1- Tuğranın etrafındaki bu güneş motifi, padişahın güneşe benzetilmesinden ileri gelir

2- II. Abdülhamit`in tuğrası.

3- Sorguçlu Kavuk: Osman Gazi`yi ve tahtı temsil eder.

4- Yeşil Hilafet Sancağı

5- Süngülü Tüfek: Osmanlı ordusunun asli silahı olmuştur

6-Çift Taraflı Teber.7-Toplu Tabanca

8-Terazi: Şeşper ve asaya asılıdır, adaleti temsil eder.

9-(Üstte)Kur`an-ı Kerim (Altta) Kanunnameler.

10-Nişan-ı Âli-i İmtiyaz .11-Nişan-ı Osmanî 12-Asa ve Şeşper

13-Çapa: Donanmayı temsil eder.  14-Bereket Boynuzu.  15-Nişan-ı İftihar

16-Yay  17-Nişan-ı Mecidi   18-Borazan  19-Şefkat Nişanı  20-Top Gülleleri

21-Kılıç  22-Top    23-El siperlikli merasim kılıcı.   24-Mızrak   25-Çift Teber.

26-Tek Taraflı Teber   27-Bayrak   28-Osmanlı Sancağı  29-Mızrak

30-Kalkan ortasında stilize edilmiş güneş motifi ve 12 yıldız




ABDULHAMİT HAN I NE GÜZEL ANLATMIŞ ..MÜMİNLER KARDEŞTİR..









Balkanlarda Rus a esir düşen Osmanlı Askerleri..Kıt olan yiyeceklerini kedi ile paylaşabilecek kadar insandılar..


OSMANLI TORUNUYUM
Kimseye boyun eğmem şan şerefle doluyum
Gövdem ana doluda Osmanlı torunuyum
Dünyanın her yerinde soydaşlarla doluyum
Harekete geçersem dünyayı titretirim
Bir ayağım Macar da bir ayağım cindedir
Gövdem Ana doluda Osmanlı torunuyum

Dört kıtada vardır atlarımın izleri
İyi bakın tarihlere tanırsınız bizleri
Her yerde eserim var ayna gibi yüzleri
Camiler medreseler temsil eder bizleri
Bir ayak Makedonya bir ayağım hicazdır
Gövdem Ana doluda Osmanlı torunuyum

Yaratana inanır kimseye boyun eğmem
Bana değmeyenlere hiçbir zaman ben değmem
Tedbirimi alırım oyunlara da gelmem
Sözüm senettir benim verdiğim sözden caymam
Bir ayağım Avrupa bir ayağın Rusya’dır
Gövdem Ana doluda Osmanlı torunuyum

Dünyanın gidişine hayretle bakıyorum
Bütün haksızlıklara ben karşı çıkıyorum
Bir yerde mazlum varsa ben kucak açıyorum
Çıkar gözetmek bilmem gerçeğe bakıyorum
Bir ayağım Kudüs da bir ayağım koradır
Gövdem Ana doluda Osmanlı torunuyum

Söz verdimi yaparım kimse şüphe duymasın
Sözünden cayan varsa onu bizden saymasın
Cepede savaşırım barışta hep dostum ben
Hiç kimseye kın tutmam ama boyunda eğmem
Bir ayağım Filistin bir ayağım Karabağ
Gövdem Ana doluda Osmanlı torunuyum !!!







“OLMAYA DEVLET CİHANDA BİR NEFES SIHHAT GİBİ”

Sultan Üçüncü Mustafa, “Lâleli Baba Câmii veya Lâleli Camii” olarak bilinen camii ve çevresindeki diğer hayır eserlerini inşâ ettirdiği esnada Lâleli Baba’nın şöhretini duyar ve kendisini saraya dâvet eder, görüşme esnasında:

Pâdişâh, bir hayır duâda bulunmasını ricâ edince Lâleli Baba: “Padişahım, hayâtın müddetince âfiyetle ye, iç ve hâcetini gör” diye duâ eder. Bu duâ hünkârın hoşuna gitmez. Bu esnâda Lâleli Baba “Peki öyleyse yiyin, için lâkin aslâ hâcet etmeyin” der. Bu görüşmeden sonra Üçüncü Mustafa kabız olur. Tedavî mümkün olmayınca bunun Lâleli Baba’nın kalbinin kırılmasından olduğu anlaşılır ve tekrar saraya dâvet edilir. Pâdişâh, kendisini affetmesini ve âcilen bu sıkıntıdan kurtarmasını ricâ eder. Lâleli Baba da câmiye kendi adının verilmesi şartı ile sultanı tedavi eder.





                         OSMANLI NEDEN YIKILDI       (BİZ NEDEN YIKILDIK) ??
   Osmanlı bizim dedelerimiz.  Biz Osmanlı torunuyuz. Biz Osmanlıyız. Ama Osmanlıyı tanımıyoruz. Dedelerimizi bilmiyoruz. Bilemiyoruz. Bilemedik. Bildirmediler. Mülk Allah’ın CC dır. Ölümü ve hayatı halk eden Alemlerin Rabbıdır.Dünya, gezegenler, yıldızlar O’nun halk buyurduğu eşyalardır. O’nun mülküdür.Üzerinde yaşayan canlı cansız her zerrat onun mülküdür. Dünya üzerindeki insanlar İmtihan ile, kulluk ile imtihan edildikleri için akıl nimetine sahiptirler. İnsanlar yaratılmışların en şereflisidir. İman nasip olan insanlar ise insanların en şereflisidir.
   Alemlerin Rabbi önce ölümü halketmiştir. Mülk suresinde öyle buyururlar. “O Allah önce ölümü  sonra hayatı halketti” . buyurur. Sizin amel bakımından hanginizin güzel olduğunu bildirmek için.
   Her mahlukun bir ömrü vardır. İnsanlar en fazla 80- 90 sene yaşarlar. Otlar bir sene. Ağaçlar on sene, otuz sene, elli, yüz, bin sene yaşayayanları vardır.Hayvanların da değişik ömürleri vardır. Hatta islam alimleri cansız eşyaların da ömürleri olduğunu söylemişler. Bir bardağın, bir tabağın, bir evin, bir masanın  da ömrü vardır. Devletlerin de ömürleri vardır. Tarihte uzun yaşayan devletleri incelerseniz en uzun yaşayanı DEVLETİ ALİYEYİ OSMANİYE’ DİR.  Ashabı kiramdan sonra dini İslam’ı en güzel yaşayan Osmanlılardır. Ashabı Kiramdan sonra dini İslama en güzel hizmeti yapan bizim şerefli dedelerimiz Osmanlılardır. Osmanlılar, Ashabın Hendek harbinde ve sayısız yerlerde nusreti ilahi ile yardım olundukları gibi yardım olunmuşlardır. Ashabın İmamı Peygamberi Zişanımız idi. Peygamberimiz nübüvvet nuru ile bakar ve Vahiy ile hareket ederdi. Önemli olaylar karşısında vahiy  beklerdi. Alemlerin Rabbi’nin emir ve işaretleri ile hareket ederler ve muzaffer olurlardı. Onların başında Peygamberi Zişanları var idi. Onları hayıra götürürdü.
  Atamız Osman Bey, Şeyh Edebali Hz lerinde misafir iken gördükleri rüyayı mana Sultanı, evladı Rasul olan mübarek Şeyh Edibali Hazretleri tabir ediyordu. Beyim “Allah sana, dünyanın birçok yerini gölgesi altına alacak bir devlet nasip edecek” diye müjdeliyordu. Alimler iki sınıftı. Bir sınıfı ilimlerin zahirine vakıf olan alimlerdi ki bizim okuduğumuz gibi ilimleri okur ve anlardı. Diğer bir alim sınıfı ise peygamberimizin “Alimler peygamberlerin varisleridir” buyurduğu mana alimleriydi. Mana ilimlerine sahip olayların perde arkasını görebilen sultanlardı. Hz Yusuf’un ruya tabiri bu mana ilmiyle ilgiliydi. Hz Fatih’in İstanbulu fethedeceğini bildiren Hacı Bayramı Veli Hazretleri bu mana ilmine sahip idi. İstanbul’un manevi Fatihi olan Akşemseddin Hazretlerinin Zamanın Varisi Rasulü olan Ubeydullahı Ahrar Hazretlerini yardıma çağırması bir mana işiydi. Ubeydullah’ı Ahrar Hazretlerinin Hazreti Fatihe görünüp “ Binlerce maneviyat eri ile yardımına geldim. Tasalanma, fetih yakındır diye teselli etmesi bir mana sultanlığıydı. Hazreti Fatih o olaydan sonra İstanbul’u alabilmişti. O hadiseden sonra askerin moreli en üst seviyeye çıkmıştı.
   Osmanlı’nın son zamanlarına doğru din zayıfladı. Din adamları dünya perest oldular. Allah için değil de madde için eğilir oldular. Bilhassa zenginlerden bir şeyler talep etme yalakalığı hastalığına tutuldular. Hoca bir şey isteyecek diye halk hocadan kaçar oldu. Bazı hoca kılıklı kepazeler dini yanlış kullanarak sihir, büyü gibi şeyleri icrada dini ilimleri kullanır oldular.Üç beş kuruş dünyalık için din ve imanını satıp süfli kafir cinnilere secde eden bu hoca kılıklı yaratıklar din adamlığının adını da rezil ettiler.Halk İslam edep ve izzetinden yüz çevirmeye başladı. Aydın geçinen kesim İslam izzetini bırakıp batının kepaze adetlerine hayranlık duymaya başladılar.  Dans, içki, alem, hovardalık, eşkiyalık ar edilmeden icra edilir oldu. Utanma, yüz kızarması, hicap gibi erdemlerin yerini utanmazlık, arsızlık ve edepsizlik alır oldu. Devlet dairelerinde namuslu memurlar azaldı. Rüşvetçi, arsız ve hırsızların sesi çok çıkar oldu. Osmanlı halkı dini edep ve güzelliğini kaybeder oldu.
   “Kim ki Allah dininden yüz çevirirse onlar için dünya ve ahret darlığı ( perişanlığı ) vardır” buyuran Rabbimizin bu fermanı Osmanlı halkı ve Müslümanlar üzerine tecelli etmişti. İslam ülkeleri üzerine kara bulutlar, bela ve musibetler gelmişti. Rusya’da komünizm belası Müslüman kıyımında idi. Çinde, Balkanlarda, Mısırda, Libyada İtalyan ve İngilizler Müslüman kıyımında idi.  Dünyanın her yerinde Müslüman kıyımı vardı. Müslüman olan her yerde, Müslümanlar kıyıma ve zillete uğruyordu. Osmanlı’nın beslediği yahudi kargaları masonluk dernekleri ile Osmanlı’nın gözlerini oymuşlardı. Masonlar tarafından kurulan ittihat ve terakki cemiyetinin anlamı “ birlik ve yükselme “ cemiyeti idi. Ama “dağılma ve alçalma “ olarak faaliyet gösterdiği anlaşılınca iş işten geçmişti. İçimizdeki Yahudi ve masonlar böyle yalanlar ile ak’ı kara, kara’yı ak olarak göstermişlerdi. En büyük silahları yalandı. Peygamber Halifesi olan şerefli Osmanlı Hakanı “Ulu Hakan Abdulhamit Han’ ı “ halk gözünde “kızıl sultan “ diye lekelemeyi becermişlerdi. Türk Milleti atalarına , dedelerine sövecek kadar benliğinden koparılmıştı.
   Hz Fatıma annemiz bir gün Rasulümüz’ün Hanelerine gelirler. Yüzlerinde bir sıkıntı işareti vardır. Peygamberimiz sorduklarında, “Babacığım, zevcem Hz Ali’ye hatalı bir davranışım oldu. O’nu üzdüm. Peşinden hemen gönlünü aldım. Kendimi affettirdim, buyurur. Bunun üzerine peygamberimiz “ Ya Fatıma , Ali sana dargın iken ölsen, namazını kılmaz idim” buyurur.Atalarımız Osmanlının hanımları bu inceliği bildiklerinden kocalarına saygıda kusur edemezlerdi. Osmanlı kocaları da “Siz ehlinizin maiyetiniz altındakilerinin çobanısınız, onların madde ve manasından mesulsünüz” hadisi şerifi mucibince kadınlarına, sadece ev ve çocukların bakımı işini verir ve onları dışarı işleri ile ezmezler idi. Osmanlı erkekleri  kendilerinin ve hane halklarının çok güzel bir İslam ahlak ve terbiyesi ile yetişmelerine azami gayret sarf ederlerdi. Dini emirlere uymanın verdiği manevi huzur ve zevk ile Osmanlıda boşanma diye bir kavram yoktu. İstatistiklerde 625 senelik Osmanlı ömründe kayıtlara intikal eden boşanma sadece sekiz (8) idi. Osmanlı dünyada ashabı kiramdan sonra en ulvi aile yapısına sahipti. Osmanlı da destanlar yazan kahramanları yetiştiren elleri öpülesi Osmanlı anneleridir. Bu anneler sabah kocalarını evden uğurlar iken “ biz aç ve susuzluğa razı oluruz ama haram lokmaya razı olmayız” buyurarak kocalarının izzet ve vakarlarını yükseltirler idi. Hallerinden şikayetçi olmaz, efendilerini dünyalık hırsı ile tazyik etmezlerdi.
   Şimdi madde ön plana çıkarılmış. Madde kutsal olmuş. İslami değerlerden habersiz ve zavallı kadınların tek ölçüsü madde ve nefsani arzuları tatmin olmuştur.  Bizim dinimizde boşanmanın kabul edilebilir bazı sebepleri vardır. Yahudi ve masonların İslam’ı karalamak için kullandıkları üç talak meselesinin bazı kriterleri vardır. Erkeklerin hangi sebepten eş boşayabileceğinin hükümleri vardır. Osmanlı bu inceliği bildiği için boşanma kavramı yoktu Osmanlı’da. Zamanımızda erkekler de dini izzet ve inceliklerden habersizdir. Osmanlı asalet ve izzetinden habersizdirler. Böyle olunca elbise değiştirir gibi eş değiştirmede bizi utandırmaz ve yüzümüzü kızartmaz olmuş. Vefa ve sadakat kavramları iyice zayıflatılmış. Müslümanlar bu çıkmaz ve avarelikler içinde nusibet ve belalar ile ezilir olmuş. Eski kültür ve güzelliklerimize tekrar dönebilmek arzu ve gayretlerine sahip olmak dua ve temennisi ile. Bize Osmanlı devri gibi dünyanın en güçlü devleti olacağımız kapıları aç, ve halk olarak bizi o yüksekliğe layık olacak hallere döndür ALLAH ‘ım. Baykuşlar Osmanlı üzerine tüneyip İmparatorluğumuzu yıktılar.   Yahudi Ortadoğu petrollerine konmak için Osmanlı’yı yıktı. Türk milletinin pasifize edilmesi için milli benliğini yıkmak için devrimlerle kültürümüz talan edildi. Nerde müslüman kıyımı var ise orada yahudi rantı ve hesabı ve sömürü planı vardır. Aynı baykuşlar yine görevde. Dünya müslümanlarının tek ümidi olan güzel ülkemize kefen biçme hesabı yapıyorlar. Dünyadaki mazlum müslümanların çilesini doldur da onları ehli küfre ezdirme Allah’ım. Ülkemize birlik ve dirlik ver. Yahudi planlarını bozuver mevlam..H.İbrahim KOÇAK  5 KASIM 2015 ALANYA 



Osmanlı Hanedanından Hayatta Olanlar..

Abdulhamit Kayıhan OSMANOĞLU  Beyefendi.

Abdulhamit Kayıhan OSMANOĞLU Efendimiz.




OSMANLI'YI OSMANLIDAN DİNLEMELİ, YAHUDİDEN DEĞİL.YAKIN TARİHİMİZİMASON ÖRGÜTÜNE KAYITLI KİŞİLER YAZMIŞ ..
OSMANLI'YA TUZAKLAR



 
OSMANLI'YI NASIL ANLAMALI?? BİZİ, NEDEN KENDİ DEDELERİMİZE SÖVDÜRDÜLER??KİMLER,NİÇİN??

TÜRKLERİN İSLAMLA ŞEREFLEMESİ VE İSLAMA HİZMETLERİ




Vatanın kurtarmak için cepheye giden 15 yaşında Osmanlı Evlatları.




 Kızgın küller üzerine oturdum, diyen Vahdettin Han Hazretleri.

Hep Osmanlı dedikçe sakın sıkmış olmayalım. Bugün başımıza gelenlerin anlaşılması, doğru anlaşılması için bu gereklidir. Askerine Muhammed AS ın askeri demiş. Devletine Muhammed AS ın devleti demiş bir devletin İslam dışı herkes düşmanı idi. Dış düşmanları tanımak kolay idi. Fakat iç düşmanları bilmek çok zordu. Sebataylar içteki en tehlikeli düşmanlar idi. Bunların aslı, içi yahudi fakat dışı Müslüman görünümlü idi. Osmanlıyı yıkanların baş amilleri de bunlardı. İslam’ın en amansız düşmanları da bunlardı. En fecisi de bunların kendilerini Müslüman göstermeleri idi. Müslüman görünerek İslam’ı bozmaya çalışan, Müslümanları aşağılayan, İslam düşmanlığını planlayan, uygulayan, hiç vazgeçmeyen bunlardı.
   Bu, sebtay memur, amir ve subaylar, planlı ve devamlı Osmanlıya zarar verdiler. Devleti zayıflattılar. İhanetlerine bir kılıf her zaman buldular.Körler sağırları ağırladı. Osmanlı el birliği ile yıkıldı. Anadolu’ya Sultan Vahdettin tarafından gönderilen MKemal, olayların kendini meclis başkanı ve ileride devlet başkanı koltuğuna oturtmasını beklemiyordu. Sultan Vahdettin’e damat olma hayali vardı. Milli savunma bakanı olma hayali vardı. Olamadı. Kader ona başka roller ve fırsatlar hazırlamıştı. Ordu müfettişi olarak Anadolu’ya gönderilmesindeki gaye sevr antlaşmasına muhalefet oluşturmaktı. Bazı tarihçilere göre MKemal Filistin cephesinde ani bir kararla ordusunu geri çekmişti. Onun açtığı gedikten giren İngiliz kuvvetleri bizim 63 bin asker ve 360 topumuzu esir almıştı. MKemal’in Osmanlı’nın çökmesinde böyle hatalarının olduğu iddia ediliyor.
   Bazı tarihçilere göre bir plan gereği, İngilizlerin oyunu ile yunanlılar İzmir’e girdi. İstanbul meclisi mebusanı üyeleri Ankara’ya gelmişti. İşgallere karşı meclis çalışmaları yapılıyordu. İzmir’e çıkan yunanlıları kuvayı milliye çeteleri durdurmuştu. Yunanlılar ilerleyemiyordu. Geri püskürülmüş belki de denize dökülecekti. Antep ve Maraş’ta olduğu gibi halk gücüyle perişan edilecekti. MKemal’in emri ile Kuvayı Milliyeciler mücadeleden çekildiler. Ankara’da kurulan ordu ile düşmanın yok edileceği söylendi. Bursa bir kurşun atılmadan düşmana teslim edildi. Yunan elini kolunu sallaya sallaya Polatlı yakınlarına kadar geldi. Halka büyük bir korku verildi. Bu arada yapılmayan İnönü savaşları yapılmış gibi gösterilerek halk teskin edildi. Yanlış ve yalan bilgilerle halk oyalandı. Zaten senelerce harpten bizar ve çaresiz kalan halka müthiş bir korku verildi. Bazı tarihçilere göre tamamen senaryo gereği başkomutanlık savaşları yapıldı. Suya düşen yılana sarılır kabilinden yunanlıları kovan komutan halk gözünde kahraman oldu. Burada bu teorileri doğrulayan bir gerçek var. Meydan muharebeleri birkaç sat sürer. En fazla bir gün sürer. Bu savaş yirmi iki gün yirmi iki gece sürmüş. Yani meydan muharebesi olmadığı halde abartılmış.
Tamamen İngiliz güdüm, kontrol ve hassas ayarı ile hareket eden yunanlılar çekilmeye başladı. Atalarının intikamını ala ala. Binlerce Müslüman kadınını kızını kirletip öldüre öldüre. Yaka yıka,  yok ede ede. Eline geçirdiği yükte hafif pahada ağır ne varsa götüre götüre. Hatta davar, sığır, manda ne bulduysa mavnalarla yunanistan’a taşıdıktan sonra çekip gitmişler. İngiliz çekil dediği için. Yunan yedi eylülde İzmir’i terk etmiş. İki gün sonra Türk ordusu boş İzmir’e girmişti. Bu bilgileri İngiliz arşiv ve kaynakları tamamen doğruluyor. Bizim tarih tamamen uydurma, yanlış ve kasıtlı bilgiler ile bilinçli olarak kirletilmiş.
 Milli savunma bakanlığı hayal eden M Kemal kendini devlet başkanlığı mevkiinde bulmuştu. Bu talihi beklemediğini, hayal bile edemediğini etrafına defalarca ifşa etmişti. Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir’e şöyle demişti. “Karabekir, biz M Kemal’i diktatör yapacağız” demişti. Dediklerini de yaptılar.
 Bazı tarihçilere göre M Kemal tarihte eşi görülmemiş bir güce ve diktatörlüğe sahip oldu. Kendisine muhalefet edebilecek herkesi tasfiye etti.Ali Şükrü Bey, Kırşehir mebusu Rıza Bey gibi kendisine büyük yardımları dokunmuş arkadaşlarını bile öldürttü. Başkumandanlık kanunun verdiği yetkiyle kurduğu sekiz gezici istiklal mahkemesi dünyada eşi görülmemiş bir kıyım yaptılar. Etrafına on kişi toplayabilecek herkesi astılar. Bazen önce asıp mahkemesini sonra yaptıkları da oldu. On beş günde bir M Kemal’e liste gönderdiler. Gönderdikleri listeler dört yüz klasör dolusu idi. Beş yüz binden fazla insan asılmıştı. Bu klasörlerin Ergenekoncular tarafından yok edildiği iddia ediliyor.
   Bu idarelerce hilafet kaldırılmış. İslam toplumları başsız bırakılmış. Milliyetçilik gazları ile İslam ümmeti  parçalanmış. Yutulmuş ve halen yutulmakta. Lozan’da İngilizlere verilen söz tutulmuş. Yazı değiştirilerek milletin tarihiyle bağı koparılmış. Yeni bir yazı öğrenilmesine zorlanmış. Geçmişi unutturulmuş. Bu garip uygulamanın dünyada bir eşi daha görülmez. Kur’an okumak, Allah demek yasak edilmiş. Bir baba oğluna din öğretemezdi. Bunların doğruluğunun ispatı “Cuma kılan lise öğrencilerinin bir tv kanalında kaçakçılık veya devlet düşmanlığı” gibi gösterilmesidir. Bu zihniyet, eski zulüm ve alışkanlıkların kalıntısıdır. Ve geçmiş garabeti ve İslam husumetini doğrular.
 Yakın tarihimiz dayatma ve yalanlarla doludur. Gerçekleri yansıtmaz. 1930 ların tarih kitapları şimdi piyasaya çıksa infial olur. Peygamberimize, mukaddesatımıza hakaretlerle doludur.Her şeye rağmen tarih bilgileri devamlı tashih ve düzeltme ihtiyacına mecbur kalmıştır. Halen de yalanlarla doludur. Düzeltilmedikçe de zamanla alay konusu olacağından düzeltilmek zorunda kalınacaktır. Yakın tarihin ve devlet icraatlarının en acı yanlış gerçeği bu ülke Müslümanlarının Cuma hürriyetlerinin gasp edilmiş olmasıdır. Cuma namazı mesaiye rastladığı zamanlar Müslüman memurların Cuma namazı kılma hürriyetleri yoktur. Çok gariptir ki üç Yahudi için havra günü cumartesi tatildir. Yine beş İsevi için Pazar günü kilise tatilidir.Cuma’nın yasaklanmasının bir sebebi de halkta İslami birlik şuurunun uyanmasının önlenmesi olduğu söylenir. Bu memleketin asıl sahipleri, ipleri Yahudi ve masonlar elinde olan bir zulüm ve tahakküm altındadır.



 
HAREMEYN HİZMETİNİN YAVUZ SULTAN SELİM'E VERİLMESİ
 
Sultan Selim Han'ın nedimi Hasan Can anlatıyor: Bir gece Sultan Selim Han'a rüyasında "Kullarından birisi rüya gördü." demişler. Sabah namazdan sonra, mübarek hizmetlerini görmeye gittim.

"Bu gece görünmedin? Ne iş yaptın" dediklerinde:

Bu gece sabaha kadar uyuyakalmışım, hizmetinizden mahrum kaldım, diyerek özürler diledim.

"Ne rüya gördün" diye buyurdular.

Bir rüya görmedim, dedim.

Biraz sonra, kapı ağasına bir iş için beni gönderdiler. Hasan Ağa hayretler içinde ve gözlerinden yaş akmakta idi. "Ağa hazretleri, hayırdır, ne oldu?" dedim. Hasan Ağa:

"Bu gece rüyamda bu eşikte oturduğumuz kapının azıcık açıldığını gördüm. Dışarısı görünecek kadar, amma adam sığmaz. Bir baktım dışarısı ipek elbiseler içinde nurani kimseler ile dolmuş, elleri bayraklı, baştanbaşa silahlı olduklarını gördüm. Kapıya yakın nurani dört kimse durmakta idi. Ellerinde birer sancak vardı. Kapıyı vuran, padişahın ak sancağını tutmuş idi. Bana, 'Gördüğün kalabalık Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin ashabıdır. Selim Han'a selam ettiler. Hemen kalkıp gelsinler. Bugünden sonra Harameyn hizmeti ona verildi. Bunlar Ebûbekr-i Sıddik, Ömer bin Hattab, Osman Zinnureyn'dir. Ben de, Ali Bin Ebû Tâlib'im. Var Selim Han'a bildir,' diyerek kayboldu."

Ben de hemen padişahın huzuruna geldim ve Padişahım rüyayı, Saray ağası olan Hasan Ağa kulunuz görmüşlerdir, dedim ve anlattım. Mübarek yüzleri kızardı. Buyurdu ki:

"Biz sana demez miyiz ki, biz bir cihada memur olmayınca hareket etmemişizdir. Ecdadımız keramet sahibi idiler. İçlerinde yalnız ben onlara benzemedim." diyerek tevazuda bulundular. Daha sonra sefer tedariki ile meşgul oldular. (Solakzade Tarihi)



MUKADDES EMANETLERE HÜRMET

Yavuz Sultan Selim, Mısır’ın alınmasından sonra Mekke Emiri Şerîf Muhammed Ebu'l-Berekât’tan İmamü’l-müslimin unvanı ile Haremi Şerif’in anahtarını almış ve Abbasî Halifesi Mütevekkil’i İstanbul’a getirerek Ayasofya Camiinde yapılan merasim ile İslâm hilâfetini üstüne almıştır.

Halife Mütevekkil padişahın hilâfet makamına lâyık olduklarını tasdik ederek sırtındaki kaftanını çıkarıp kendi eliyle Sultan Selim’e giydirmiştir.

İstanbul’a getirilen Mukaddes emanetler, başta Ashab-ı Kiram’dan Kâ'b b. Züheyr’e yazdığı kaside için Peygamber Efendimiz tarafından hediye edilen Hırka-i Saadet olmak üzere ilk önce Harem-i Hümayun dairesine konulmuş daha sonra ise Yavuz Sultan Selim’in inşa ettirdiği Hırka-i Saadet odasına yerleştirilmiştir.

Yavuz Sultan Selim Han, mukaddes emanetlerin ve Hırka-i Saadet dairesinin muhafazası, bakımı ve temizliği üzerinde titizlikle duruyordu.

Nitekim, perde ve sair örtülerinin hazırlanması için yeni bir terzihane kurdurdu. Dairenin halısının altına döşenecek hasırın, hasırcı ocağına kabul olunan salih kimselerce, abdestli olarak dokunmasını emir ve tenbih etti. Hatta vakit buldukça, bizzat kendisi Hırka-i Saadet dairesinin temizliği hizmetini büyük bir edep ve tazimle yapardı.

Yavuz Sultan Selim Han, Hırka-i Saadet dairesinin temizliği ve sair hizmetleri için hususi olarak kırk adet Hasodalı’yı vazifelendirmiş, bu nöbetçilerin gece gündüz Hırka-i Saadet’te bulunarak devamlı Kur’ân-ı Kerîm okumalarını, içeriyi daima mumlarla aydınlatmalarını ve dairenin yirmi iki günde bir sultanın vekili ve tülbent ağası riyasetinde gülsuyuyla ıslatılmış bezler ve süngerler ile temizlenmesini kanun haline getirmişti.
Fazilet takvimi





Hırka-ı Saadet Dairesi. Topkapı Sarayı  Hiç Kur'an sesi dinmeyen Mekan

SEN BİZİ KİM İLE BİLİRDİN?!
Yavuz Sultan Selim Han, ölüm döşeğinde iken, daima başında duran ve zaman zaman Padişah'ı

kucağına alıp yatağında doğrultan Hasan Can, yine Padişah'ın başucunda duruyordu Padişah bir ara

gözlerini açıp :


Bu zaman ne zamandır, Hasan Can? diye sordu.

Padişah'ın ölmek üzere olduğunu gören Hasan Can:

Allah ile olacak zamandır, şevketlü Hünkârım, dedi.

Şanlı Padişah son söz olarak şöyle cevap verdi:.

«Sen bizi şimdiye kadar kiminle bilirdin Hasan Can», dedi ve: «Hasan Can Yasîn-i Şerif oku.» diye

ilâve etti.


Hasan Can Yasîn-i Şerifi okumaya başladı. Son âyetini bitirdiği zaman Yavuz Sultan Selim de ruhunu

teslim etmişti.




Yavuz Sultan Selim Türbe-i Şerifleri




 
  Bugün 4 ziyaretçi (41 klik) kişi burdaydı! Tüm Hakları saklıdır  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
ACILAR PAYLAŞILDIKÇA AZALIR....MUTLULUKLAR DA PAYLAŞILDIKÇA ÇOĞALIR...