ANKARA-ÇAMLIDERE-İNCEÖZ KÖYÜ
   
  Ankara-Çamlıdere-İnceöz Köyü-Koca Harman
  19- Bekçilik ve Köy Töremiz
 
KEZBAN TEKİN EBENİN HATIRA KALAN SESİ. MEKANI CENNET OLSUN..


İNCEÖZ TÖRESİ
Köyümüzün eski gelenek ve görenekleri çok mükemmel ve güzel idi. İşte onlardan bazıları

1- Her İnceözlü mutlaka dine, ahlaka saygılıdır,bağlıdır.
2- Erkekler en geç dokuz ,kızlar yedi yaşında namaza ve oruca başlar ve mutlaka orucunu tutar ve namazını kılar.
3- Köy halkının hiçbirinden kötü ve küfürlü söz duyulamaz.
4- Küçükler büyüklerini sayar ve itaat ederler. Ula dayının şunu al bize veriver, şöyle yapıver..diye iş buyuran büyüklerin sözü mutlaka tutulur. Onlara karşı gelinmez. İtaatsizlik yapılmaz.
5- Büyükler küçüklerini sever ve onlara sığınak olurlar.Bir adamın çocuğu biriyle kavga etse, adamın çocuğu haklı bile olsa önce kendi çocuğunu azarlayacak kadar yüce bir görgüye sahiptirler.
6- Ev yapan kişiye her komşu mutlaka bir gün ücretsiz yardım eder, çalışıverir.
7- Yaşlılara mutlaka saygı gösterilir, onların yanında izinsiz konuşulmaz.
8- Köy odasında yaşlılar baş köşeye oturur. Oturum yaş kıdemine göredir.
9- Hasta olmadığı müddetçe her İnceözlü mutlaka, sabah,akşam ve yatsı namazlarını cemaatle camide kılar.
10- Her inceöz erkeği akşam köy odasına gelmek zorundadır.
11- Köy odası,birlik beraberlik, konuşma, dertleşme, kültür, yardımlaşma ve arayıp sorma yeridir. Odaya gelmeyenlerin bir mazereti olduğu düşünülerek aranıp sorulur.
12- Hasta olan komşular mutlaka ,en az bir defa ziyaret edilir. Uygun hediye ile gitmek usuldendir.
13- Maddi durumu zayıf hastalara tedavi edilmesi için çok gizli olarak yardım toplanır ve uygunca ikram edilir.
14- Çarşıdan, pazardan, güreş pazarından alınan yiyecekler kapalı olarak etrafa gösterilmeden getirilir. Alamayanların canı çekmesin diye.
15- Evde pişen ve etrafa kokusu yayılan yemeklerden mutlaka komşulara birer tabak gönderilir.
16- Ankara'dan gelenler mutlaka komşulara ve çocuklara hediye getirmek zorundadırlar. Komşu çocuklarına birer elma, şeker ikram etmek usuldendi. Bu hediyeleşmek büyük bir sevgi ve saygı meydana getirir.
17- Herkes her sabah evinin etrafını çalı süpürgesi ile süpürür yaşlıların azarlamasından çekinilirdi. Sokak aralarının temizliğine dikkat edilir.Sığır pislikleri toplanır.El tezeği yapılır.
18- Ankara ve Çamlıdere'ye gidenler mutlaka komşulara haber verir, bir isteklerinin olup olmadığını sorarlar.
19- Komşuların istediği kap kacak, alet, edavat gibi şeyler komşuya veriir ve yardımlaşma sağlanır.
20- Komşulardan alınan emanetler işi biter bitmez hemen geriye sağlamca iade edilir. Teşekkür ve dua ile vefa örneği gösterilir.
21- Kış akşamları komşulara otumaya gidilir ve dostluğun samimiyetin devam etmesine büyük gayret gösterilir.
22- Hali vakti yerinde olanlar garip gurabayı üzmemek için; giyinmesini, harcamasını, konuşmasını, davranışını ölçülü tutar tevazu etmeyi ahlakın gereği sayarlar.
23- Her inceözlü üstünlük taslamayı, kibirlenmeyi çok kötü sayar ve tevazu ve alçak gönüllü olmaya gayret gösterirler.
24- Muhtarın ve ihtiyar heyetinin emirlerine uymanın köyün ve herkesin faydasına olduğunu bilir emirlere istekle uyar.
25- Bekçi tellal çağırınca yaylaya göçülür ve yayladan inlir.
26- Acılar mutlaka paylaşılır, sevinçlere de ortak olunur.
27-Köy malları, devlet malları ve komşu malları mutlaka kendisininmiş gibi korunur.
28- Devlet malını suistimal etmek çok tehlikeli haneler viran eder diye inanılır ve mutlaka korunur.
29-Köyümüz gelinleri, gelin veya damat sahibi oluncaya kadar kaynana ve kaynatalarının yanında yüksek sesle konuşmazlar.Onları görünce hemen yaşmak vururlar.
30-Köyümüz gelinleri en az 10-15 yıl geçinceye kadar yaşmaklı gezerler.
31-Köyümüz gelinleri, her sabah mutlaka evdeki herkesten önce kalkarlar.Sobaları yakar.Kahvaltıyı hazırlar. Sonra herkesi buyur eder.
32-Gelinler, belli bir yaşa gelinceye kadar herkese saygılı olur.Hatt çok küçük kayınlarına bile saygılı davranırlar.
33-İçki güzel dinimizde haram olduğu ve kötülüklerin anası sayıldığı için köyümüzde içki içilmez.İçki içmek kep
azelik ve aşağılık sayılır,hoş görülmez..



Köyümüzde uzun zaman bekçilik yapan Rahmetli Seyit dayı.(Seyit Demirel)



  C E M R E
İlk cemre havaya düşüyor
Hava ısınıyor
Suya düşüyor su ısınıyor
Ve sonra toprağa derken
Bakmışsın bahar geliyor

Ey benim güzel Allah'ım
Şu buz tutmuş yüreklere de
Bir cemre düşür

Düşür ki
Memleket, bir bahara can çekişiyor...







Devenin tepmesi çok kötü..




Baykuşların nasibi ayaklarına gelirmiş.
Ey gönül...

Yağmuru dökülmüş kara bulutlar gibiyim
Ne ağlayabildim, nede gülebildim
Şu koca dünya da benim bildiğim gerçek
Ne yaşayabildim , ne ölebildim...
                         Hz.Mevlânâ...






Rahmetli Seyit dayı ,Kardeşi ve çocukları..



























Yemekler baş üstünde taşınırdı..








Durmuş Özdoğan Dede rahmetli kardeşi Niyazi  Özdoğan'ın kabrinde.







Köy derneği başkanımız Mustafa İnci bey ve diğer komşular..



Kemal İnci Bey Bahar ebeyi bayramlarken.


Bayramda ayran ikramı..
KÖYÜMÜZDE GEÇEN BİR BAYRAM


 İNCEÖZ'DE KÖY BEKÇİLİĞİ
Sayın Mustafa Demirel'in gönderdiği bu güzel fotoğrafları bu sayfa başlığı altında yayınlamak istedim. Köylerde bekçilerin çok önemli hizmetleri vardır. Köyde asayişi sağlamak. Köy mallarını korumak. Köye gelen misafirlerle ilgilenmek. Köy merasını gezmek. Yayla zamanı tamamen boş kalan köyde evleri korumak. Hiç olmayan hırsızlık, arsızlık ve olumsuzluklar olmasın diye akşamdan sabaha kadar, gece devriyesi gezmek.Muhtarın ve devletin emirlerini tellal ile köylüye duyurmak gibi görevleri vardı bekçilerin. En önemli bekçilik görevlerinden biriside köyün ortak mallarını korumaktı.
  Seyit Dayı bizim gözümüzde bir efsaneydi. Köy çapında köyümüze göre bir efsane. Belki köy tarihimizde en uzun bekçilik görevi yapan kişiydi. Görevini de en ciddi şekilde yapardı. Günde üç defa başının üzerine aldığı sini ile köy odasına konak yemeği götürürdü.Başının üstünde yemek götürmesi pek hoşumuza giderdi.

     Akşama yakın bulduğu bir eşekle odanın güğümlerini karakuyudan doldurur gelirdi. Bu su ile odanın çayı demlenir, soba kazanında sıcak su bulunur, abdest alacaklar abdest alırdı. Bazen iki güğünü omuzuna alır ve omuzunda su getirirdi Seyit dayımız. Akşam yemeğini misafir ve imama yediren Seyit dayı sofrayı konak sahibine verip gelirdi. Ardından odanın büyük demliğinde çay demlenirdi. Seyit dayı kendine has kibarlığıyla herkese çay ikram ederdi. Çay ve şeker, sobanın odunu , misafirlerin at ve eşeklerinin zahrası konak sahibinden gelirdi.Bütün bunları Seyit dayı ayarlardı. Belli aralıklarla odanın yatak ve yorganlarını yıkatırdı.Düğünlerde davulcuların kahyası yani sorumlusu o idi. Köye ve düğünlere gelen misafirleri karşılardı. Duruma göre herkesle ilgilenirdi. Görevi göründüğü kadar kolay değildi. Misafirleri rahatlaştırmadan gidip evine yatmazı. Sabahları da çok erken kalkar misafirlerine bakardı. Kahvaltılarını yaptırır,eksiklerini tedarik ederdi.
 Bütün bunların yanında köylünün yediden yetmişe herkesi Seyit Dayı'dan çekinirdi. Çünkü o kanun adamıydı. Olumsuzluk ve hataları çekinmeden herkesin yüzüne söylerdi. Bizlerin korkusu ise yaramazlığımızdan gelirdi. Caminin önünde çok güzel kokan güller vardı. Bunları koparırdık. Seyit dayı da buna müsade etmez görünce kovalardı. Yakalarsa kulaklarımıza ayar yapardı. Hele ilk baharda cami bahçesindeki zambaklar açınca duramazdık. Mutlaka koparıp koklamak isterdik. Arkadaşlardan birinin elinde zambak görsek bizde de olması gerekir gibi bir hisse kapılır caminin yolunu tutardık. Seyit Dayı'yı gözetlerdik. Uzaktaysa zambak koparır kaçardık. Seyit dayı zambakların eksildiğini görünce suçluları bazen istihbarat ile bulur ve cezalandırırdı. Bazen bu ceza işi babalarımıza havale edilrdi. Bütün bu hatıraları özlemle anıyoruz. Seyit dayımıza hayırlı uzun uzun ömürler diliyoruz. Anlatım hatası olduysa affetmesini diiyoruz.
  
  MECNUN’UN AŞKI
Leyla ile mecnun akrabadır. Mecnun Leyla’ya aşıktır. Bu aşk öyle bir aşktır ki.. Asırlar boyu dilden dile, ağızdan ağza söylenegelmiş. Unutulmamış. Unutturulmamış. Unutulması mümkün olmamış. Kutlu aşklara örnek olmuş.  Mecnun demek, deli demek.  Leyla’nın aşkından deliren garip demek. Leyla’sı için ömrünü harap eden demek.  Leyla’sı için ömrünü harap eden, viran eden demek. Leyla’nın aşkı ile cazır cazır yanan demek. Mecnun,  Leyla’dan başka güzeli görememek,  görmemek, görmekten rahatsız olup korkmak demek.
 Mecnun başka bir şehre gitmiştir. Leyla’sından uzaktadır. Divane divane gezmektedir. Onu bilenler, aşktan anlayanlar ona saygı duymaktalar. Hürmet etmekteler. Bilenler Mecnun’u sevip ilgilenir. Yedirir, giydirir. Onunla sohbet eder. Onu dinler, ondan huzur bulur. Onun aşkının büyüklüğüne hayran olur. Mecnun’a imrenir. Hayran hayran bakar, gıpta eder. Mecnun, Leyla’sından uzaklarda gezerken bir köpek görür. Bir sokak köpeği. Çöplükleri karıştırmakta. Kuyruğu bacak arasında ürkek ürkek dolaşmakta. Mecnun’un gözleri parlar. Elindeki yiyecekleri, varır o köpeğe ikram eder. Saygıyla yedirir. Köpeği tutar, yüzünü gözünü öpmeye başlar. Sever, kucaklar, bağrına basar. Mecnun’u tanıyanlar şaşırır. Yanına gelip sorarlar. Sen deli idin ama, şimdi iyice delirdin, derler. Hiç şu köpeğe saygı gösterilir mi? Hiç köpeğe kendi yiyeceğin verilir mi? Hiç çöplük köpeği öpülür mü? Derler. Gözlerinin yaşını silen Mecnun, siz benim neden böyle yaptığımı bilmezsiniz. O güzel köpek kim, nereli bilir misiniz? O köpek, güzelim köpek benim “Leyla’mın köyünün köpeği” der. Benim yanımda, Leyla’mın köyünün köpekleri bile çok değerlidir, aaah aaah der. Orada olanları da ağlatır.
 Yusuf AS’ ın kalbinin güzelliği yüzüne vurmuş. Görenler hayran hayran ona bakardı. Birer beşer olan saray kadınları O’nu görünce gözlerini alamazdı. Mısır kralının eşi Züleyha ‘da hislerine mağlup olmuş ve Yusuf AS’ ın güzelliğine dayanamamıştı. Yusuf AS ‘a aşık olmuştu. Hz Yusuf’un güzelliği Kur’an-ı Kerimde anlatılır. O’nu gören saray kadınları “Bu bir insan değil, bu kerim bir melek “ demekten kendilerini alamamışlardı. Hz Ayşe annemiz, “Rasulullah’ın gerçek güzelliğini gören dayanamazdı. Hz Yusuf’u gören kadınlar Rasulullah’ı görselerdi, elleri yerine kalplerini keserlerdi, buyurmuştu. Muhammed As’ın gerçek güzelliği çok muhteşem. Diller anlatamaz.Biz anca duyduğumuzu, öğrendiğimizi söylüyoruz. Rasul’i zişanımızın güzelliği nasıl mı? Peygamberimizi Alemlerin Rabbi, terbiye etmiş. O’na habibim, demiş. İsmi ile beraber yazmış ismini.  Din için can verenler, dinin şahadet saydığı mefkure uğruna canını feda edenlere şehit denir. Ölüm acısı çok şiddetlidir. Fakat şehitler ölüm acısını tekrar tatmayı, tekrar tekrar dirilip şehit olmayı isterlermiş. Şehitler ölürken Rasulümüzün ruhaniyeti gelirmiş. Şehitleri kucağına alırmış. Şehit Rasulümüzün yüzü’nün  gerçek güzelliğini görünce ölüm acısını unuturlarmış. O nuru, feyzi, ve esrarlı şemaili temaşa etmek ölüm acısını unutturur, tarifi imkansız bir hayranlık duyarlarmış. İşte bundan dolayı bir daha bir daha şehit olmayı isterlermiş. Derler ki , şehit olanlara ölüm anında cennet şerbeti ikram edilir. Bu şerbet o kadar tatlı ve lahuti olurmuş ki, ölüm acısını unutturduğu gibi, cennet zevklerinden zevk verirmiş. Bundan dolayı şehitler tekrar dirilip şehit olmayı isterlermiş. Şehitlik çok yüce bir mertebe. Allahu Teala , peygamberimize ve bir çok kutlu insana şahadet nasip etmiştir. Birçok veli şahadete ermeyi arzu etmiş, dua etmiş ve duaları kabul olmuştur.
   Her Müslüman’ın dileği Alemlerin Rabbi’ne hakkıyla kul olabilmektir. Dinimizi iyi öğrenmeli ve anlamalıyız. Dinimizi öğrenmek,  O’nun peygamberini ve peygamber varislerini anlamaktan geçer. Onların emir ve tavsiyelerine uymaktan geçer. Rasulullah ve Osmanlı yolunda olmak ne büyük şeref. Osmanlı’yı Allah’ın Rasulü övmüş. Onlara evladım demiş. Bizler de çok şükür Osmanlı evladıyız. O şerefe madden ve manen layık olmak dileğiyle. Allah’ım o şuura ermek nasip etsin.















 
  Bugün 4 ziyaretçi (42 klik) kişi burdaydı! Tüm Hakları saklıdır  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
ACILAR PAYLAŞILDIKÇA AZALIR....MUTLULUKLAR DA PAYLAŞILDIKÇA ÇOĞALIR...