ANKARA-ÇAMLIDERE-İNCEÖZ KÖYÜ
   
  Ankara-Çamlıdere-İnceöz Köyü-Koca Harman
  4-Demokrasi ve islam'daki yeri
 



türkiyede demokrasiyi yahudi kontrol eder zavallı türkler tokadın nereden geldiğini bilemez
DEMOKRASİ ÜÇKAĞIDINI BERHEVA EDEN BİR YAZI...~ 
(Tabi ki Okuyunca...)
"BİZİM, BİR PARTİMİZ YOK, HİÇBİR ZAMAN OLMADI, OLMAYACAK!
Onlar anlamaz, aslında anlar da kabullenemez ama ben bir daha paylaşayım da belki denk gelmeyenler olmuştur, okusun, nasiplensin bu vesile ile...
*
- Bizim bir partimiz yok, bazen bütün partilerin, liderleri ile birlikte denizin dibini boylamasını istiyoruz. Biz demokratik seçim sistemine, particiliğe karşıyız. Demokratik seçim sistemi, dünya tarihi boyunca temeli, geçmişi olmayan, son iki asır içinde bütün dünyaya sömürgeci İngilizler ile onları oynatan Siyonistler tarafından dayatılan, dünya milletlerini ve devletlerini çok daha rahat sömürebilmek maksadı ile dayatılan, dünyanın tek medeni yönetim şekli olduğu palavraları ile dayatılan, cahilce bir sistemdir. Evet demokrasi, örgütlü cehaletin iktidar ve muktedir olma, hemen ardından da her şeyi tepe taklak yapma sistemidir. Oysa İslam, cehaletin iktidar ve muktedir olmasına ASLA izin vermez.
+ Nasıl yani? Onlarca sene boyunca bu kadar partiye oy verdiniz?
- Evet, verdik. Şimdi de veriyoruz, veririz. Oy vermiş olmamız, ehven-i şer olanı tercih etmemiz, dar'ül harp fıkhına göre hareket etmemiz, partici olduğumuz anlamına gelmediği gibi, bir ya da birkaç seçimde oy verdiğimiz parti ve lideri de desteklediğimiz, tasvip ettiğimiz ve sahiplendiğimiz anlamına gelmez.
+ Çok şaşırdım şimdi...
- Şaşıracak bir şey yok. Yeni dünya düzeni kurmak isteyenler, çeşitli oyunlar kurdular, biz de oyun içinde oyunlar kurduk. Gücümüz yettiğince planlarını bozduk. Bizi ayakta uyutup parmağında çevirdiğini zan edenleri, ayakta uyuttuk. Bunu yaptık diye şu partici, şu liderci olmadık. Olmayız. Her zaman söylüyoruz, demokratik seçim sistemini kalben kabullenmek, doğru görmek, küfürdür. Hele İslami parti iddiaları tamamen yoldan çıkmaktır ve küfürdür. Tüzüğü belli, hukuku belli bu sözde İslami partilerin... Meclise girince edilen yemin de belli, hiçbir yerde şeriatı geçerli kılamadıkları hatta savunamadıkları belli... İslam dinine göre kadınların seçme seçilme hakkı olmadığı, erkeklerin cahillerinin de seçme ve seçilme haklarının olmadığı belli, bunların bu gibi meselelerde ve daha yüzlerce ciddi meselede İslam'ın emirlerinden ve yasaklarından haberdar olmadıkları, haberdar olanların da sıkıntı etmedikleri belli, o zaman bunlar nasıl İslami parti? Bunlarınki İslami parti değil, bildiğin İslamcılık... Yani İslam'ı bile, insanlığın sonsuz hayatını kurtarmanın, dünya ve ahiret saadetini sağlamanın biricik vesilesini bile, Allah'ın dinini bile dünya menfaat ve siyasetine alet emek...
İşte bu yüzden son devir içinde vefat edenlerin alimlerinin bile akıbetinden, imanlarını kurtaramadığından endişe ediliyor.
Hala sözde islam alimi ve hocası bazı İslamcı zevat, bu hususları bin kere anlattığımız halde duymazdan, anlamazdan geliyor. Yığınları İslam'a davet ediyormuş gibi görünürken, vatana ve dine ihanetleri bin türlü ispat edilmiş siyasetçilerin ve sözde İslami partilerinin peşine takıyor. Dini bile, ayetleri ve hadisleri bile böyle alçakça ve adice bir siyasi oluşuma hizmette araç ediniyor.
Çünkü kalpte iman yok, Allah korkusu, hesap korkusu yok. Münafık... Titremiyor. Kendisi ile beraber milyonlarca kişiyi dünya ve ahiret felaketine sürüklüyor. İslam dinini, sanki demokratik seçim sisteminin içinde bir siyasi akım, bir siyasi parti seviyesine indiriyor. İslamcılık küfürdür. Demokratik seçim sistemi ile yönetilen rejimlerde bulunan bir müslümanın, normal şartlarda oy kullanması mümkün değildir. Dar'ül harp fıkhına uyarak, harp hileleri yaparak kullanır ve kullanırken partilerin hepsini bir görür. Birini iyi, birini kötü, birini İslami, birini gayri islami diye ayırmaz. Öyle sistemlerdeki partilerin hepsi gayri islamidir ve bir müslümanın nazarında mutlak kötüdür.
Müslümanlar siyaseti ihmal etmez ama siyasi mücadeleyi ihmal etmeyeceğim iddiası ile kadın, erkek, genç, ihtiyar, okumuş, cahil herkesi siyaset sahnesine, bataklığına çekmek hem cahillik, hem ahmaklık, hem samimiyetsizliktir.
Şu ev kadınlarının ya da yeterince tahsil imkanı bulamamış on milyonlarca müslüman erkeğin hiçbirine, hesap günü "Neden siyasi mücadele vermedin?" diye sorulmayacak. Her iş ehline bırakılmalıdır. Her işten ehli sorumludur. Bu milyonlarca müslümana "Neden ilim sahiplerinin, alimlerin peşine takılıp dünyanı ve ahiretini kazanmadın da, siyasetçilerin, münafıkların, İslamcıların peşine takılıp kendini helak ettin?" diye sorulacak.
Kendilerini kurtaramamışlar, 32 farzı sayamıyorlar, ecel ne zaman gelecek belli değil, önlerinde sonsuz bir hayat var "Bak sonsuz bir hayatı riske atıyorsun" deniliyor, herif bir dakika durup tefekkür bile etmiyor. Bağırmaya devam ediyor mideden gelen pis siyasi söylemlerini... Ne korkunç bir cehalet ve aldanış..."
mfs
https://www.facebook.com/photo.php?fbid=1117637008299142&set=a.408453009217549.97313.100001585612381&type=3
Daha az göster



Balkan dağlarında çok arı olurmuş. Dağlara, ağaç kovuklarına, kaya kovuklarına yuva yapan arılar bol yaparmış. Adeta o dağlardan bal akrmış. Eskiden bu dağlara BAL AKAN DAĞLARI denirmiş. Zamanla BAL AKAN kelimesi BALKAN a çevrilmiş. BALKAN DAĞLARI olmuş.



EVLADI RASÜL OLAN OSMAN BEYİN KAYIN PEDERİ EDİBALİ HZ.LERİNİN MÜBAREK TAVSİYELERİ

OSMANLIYI YIKAN YAHUDİ VE MASONLAR YÖNETİMİ ELE GEÇİRİNCE ASIP KESTİLER.ÖYLE ZALİM BİR KORKU SALDILAR Kİ HALEN KORKUYORUZ.MAZLUMLARIN AHI ELBETTE YERDE KALMAZ..O MAHKEME Kİ MAZLUMLAR SEVİNECEK. KALLEŞ VE SOYSUZLAR İÇİN İSE EBEDİ AZAP..ZALİMLER İÇİN KABİRDE DEVAM EDEN ZİLLET VE HÜSRAN,O ZAMAN MAZLUMLARI SEVİNDİRECEK..                               SULTAN AHMED HAN MERHUM
1610-1611 Ağustos'unda Sultan Ahmed Han Haramidere tarafından avdan döndüklerinde birçok fakirler yolun iki tarafına dizilip sultanın ihsanını beklediler. Sultan her birine ihsanlarda bulundu. Bu sırada bir gayr-i Müslim de Müslüman kıyafetine bürünüp başına da bir sarık sararak altın verilir ümidiyle padişahın ihsanını isteyince kendisine bir mikdar akçe verildi. Ancak buna kanaat etmeyen adam biraz daha ileride tekrar ihsan istedi. Kendisine yine biraz akçe verildi. Bu defa da başındaki beyaz sarığı çıkarıp biraz ileride yine padişahın yoluna çıktı. Sultanın huzurunda yüzünü yerlere sürdü. Sonra parmağını kaldırıp şahadet kelimesini söyleyerek güya kâfir iken Müslüman olduğunu gösterdi.

Padişah onun bu hâlinin gösteriş olduğunu bilmesine rağmen kesesinden bir miktar altın çıkarıp yanındakilerden birine "Bunu şu yeni Müslümana ilet" dedi. Altını götürecek kişi "Sultanım bu adamın altın için böyle yaptığını siz de bilirsiniz." deyince, Sultan: "Biz böyle yapmakla Ashâb-ı Kirâm'dan Abdullâh bin Ömer hazretlerine uymuş oluyoruz. Zira o mübarek zat kölelerinden mescide çok devam ederek ibadetle meşgul olanı görse hemen azad ederdi. Onlardan bir nicesi sırf azad olmak ümidiyle mescide devam ederek âbidlik sûretini gösterirlerdi. O ise hepsini azad ederdi.

Dostlarından birisi "Ey Abdullâh, bu köleler seni aldatıyorlar, onların ne taatten zevkleri, ne de ibadete bir şevkleri vardır" deyince Abdullâh Hazretleri:

"Her kim bizi Allâh'a ibâdet ile aldatmak istese biz onun hilesini kabul edip Allâh rızası için aldanırız." buyurdu. İşte biz de ona uyuyoruz" dedi.








HAYAT ARKADAŞI İNSANA DAHA ÇOK YAŞLILIKTA LAZIM..TÜRK MİLLETİ VEFALIDIR..



SULTAN ABDÜLHAMİD HAN’IN RUHANİYETİNDEN İSTİMDAT
(Şiirin tamamı SANSÜRSÜZ)
Nerdesin şevketli Sultan Hamid Han?!
Feryadım varır mı bârigâhına?
Ölüm uykusundan bir lahza uyan,
Şu nankör milletin bak günahına.
Tahrike yeltenen tac ve tahtını
Denedi bu millet kara bahtını
Sınadı sillenin nerm ü sahtını
Rahmet et sultanım sûz-ı âhına
Tarihler ismini andığı zaman
Sana hak verecek ey koca Sultan!
Bizdik utanmadan iftira atan
Asrın en siyâsi padişahına.
Padişah hem zalim hem deli dedik,
Îhtilale kıyam etmeli dedik,
Şeytan ne dediyse biz belî dedik,
Çalıştık fitnenin intibahına!…
Divane sen değil, meğer bizmişiz
Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz,
Sade deli değil, edepsizmişiz,
Tükürdük atalar kıblegahına!
Sonra cinsi bozuk, ahlakı fena
Bir sürü türedi girdi meydana,
Nerden çıktı bunca veled-i zina!
Yuh olsun bunların ham ervahına!!
Bunlar halkı didik didik ettiler
Katliâma kadar sürüp gittiler,
Saçak öpmeyenler secde ettiler,
Bir asi zabitin pis külahına!
Bu gün varsa yoksa Mustafa Kemâl*
Şöhretine herkes fuzulî dellâl
Alem-i ma’nadan bak da ibret al
Uğursuz tali’in şu gümrahına!
Haddi yok alçakla derde girenin,
Sehpâ-yı kazaya boyun verenin!
La’netle anılan cebâbirenin,
Rahmet okuttu bu en küstahına!
Çok kişiye şimdi vatan mezardır!
Herkesin beladan nasibi vardır!
Selamete eren pek bahtiyardır,
Bu şeb-i yeldanın şen sıyâhına.
Milliyet davası fıska büründü!
Ridâ-yı diyanet yerde süründü!
Türk’ün ruhu zorla asi göründü,
Hem Peygamber’ine, hem Allah’ına!
Sen hafiyelerle dem sürdün ancak
Bunlar her tarafta kurdu salıncak
Eli, yüzü kara bir sürü alçak
Kement attı dehrin mihr ü mâhına!
Bu itler -nedense- bana salmadı,
Belalıydı başım kimse almadı!
Seyrandan başka da bir iş kalmadı,
Gurbet ellerinin bu seyyahına!
Hoş oldu cilvesi cumhuriyetin!
Tadı kalmamıştı meşrutiyetin,
Deccala zil çalan böyle milletin,
bundan başka çare yok ıslahına.
Lakin sen sultanım gavs-ı ekbersin!
Ahiretten bile himmet eylersin.
Çok çekti şu millet murada ersin
Şefaat kıl şâhım medet hâhına.[1]
Rıza Tevfik Bölükbaşı
* “Mustafa Kemâl” ismi yıllarca sansürlenmişti.
***
NOT: Rıza Tevfik ölüm döşeğinde şunları söylemiştir:
“Ben bu şiiri Türk milletine hakaret kasdıyla değil, tamamıyle aksi olarak, Türk milletini ölüme götüren bir zümreyi teşhir ve Abdülhamid Han’a edilen iftiraları tesbit gayesiyle yazdım.
31 Mart vakasını tertiplediği isnadı altında tahtından alaşağı edilen büyük hükümdar, bu isnadla, sade iftiraların değil, tertiplerin de en hainine hedef tutulmuştur.
31 Mart’ı tertipleyen İttihatçılar ve bu işe memur edilenler arasında bizzat ben varım.
31 Mart’ı kışkırtma ve körükleme işini Selim Sırrı ile Rıza Tevfik idare etti. Hasta yatağımdan söylediğim bu sözlere tarih kulak kabartsın.”[2]
**********
KAYNAKLAR:
[1] Tarih ve Toplum Dergisi, Ağustos 1991.
[2] Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, 15. Baskı (1992), sayfa 140.


Sadrazam( Başbakan)Filozof Rıza Tevfik  Yukarıdakişiirin yazarı..


Durmuş-Dursun Çimşir. HİKoçak


 Aslantepe kardeşler


  Akkız, Osman,Ayşe Durkan


 Hacı Ahmet Tekin ve ev halkı, misafirleri


  İnceöz'ün ismini bilemediğimiz çiçekleri


 20 seneyi geçti öyde bayram yapamayalı. Kemal Özçelik Hocam ve çoğunu tanıyamadığımız köyümüz gençleri

Hacı Ahmet& Hacı Sultan Tekin

Ne alaka demeyin.Kasnak tezeğini gençler bilmez.

Hüseyin Aydın Hocamız ve oğulları ve misafiri



1988 senesi İnceöz yayasında babam ve ben. Arı otlatıyoruz.



Sait Özcan(Emmimoğlu



 Alanya'da bir Osmanlı aşığı ..





Köyevlerimizde SARPIN ..









Halil Dede ve torunu



Durmuş Çimşir ve Dursun Çimşir



Mustafa Doğanay ve H.İ.Koçak



Köyümüzün alışkan Muhtarı ve H.İ.Koçak  Güzel yaylamızda..





Kemal Kaya, Müsade Kaya ve M.Kemal Kaya...


Kemal Yeşilova Dede (Güllünün Kemal)


Lütfü Koç ve Oğlu


İnci Kardeşler.  Kemal İnci nin oğulları.


Köyümüz ulemasından  OsmanKaya, Ömer Çetinkaya, Mehmet Derebaşı Hocalarımız.




Köyümüz Ulemasından Kemal Özçelik Hocamız ve İsmet Taşdelen


Köyümüzün taşduvar ustası  Ali Durkan (Hakkının Ali, Kara Mehmedin Damadı)


Mehmet Derebaşı, Osman Kaya, Kemal Özçelik, İsmet Taşdelen, Mehmet Çakır, Ömer Çetinkaya


Tunahan Yaman ve akrabaları. (Köylülerimizi sık sık göremediğimizden gençlerin isimlerini bilemiyoruz. Özür dileriz)



Ramazan Çiçek  (Hatıp Hüseyininin damadı) Asalettin Asar, Bekir Koçak


İsmat ve Durmuş Taşdelen



Gazeteciliğin bazı güzel hatıraları oluyor


Mustafa Beyi daha büyük müdürlüklerde görmeyi dileriz.




Öğrenilerimden bazıları ile piknik



Gazeteci Seyfi Bey Mostar da









Mustafa Bey i daha büyük görevlerde gömek istiyoruz


M.Kemal Aydın'ın Velime yemeğine katılan zevat


M.Kemal Aydın'ın velime yemeği



Velime yemeğinden başka kare




Köylümüz Atilla Doğan Bey



Köylülerimizden bir grup


Mehmet Demirtaş bey ve arkadaşları


  Aslantepe Kardeşler..
 HİKAYE
 
Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul’u fethettikten birkaç gün sonra bazı devlet adamları ve komutanlarıyla birlikte şehri dolaşmaya çıkar. Şehrin ara sokaklarından birinde yürürken bir feryat duyar. Adamlarına:
- Bu feryat nereden geliyor? Araştırın, der.
Araştırma yapılır ve inlemenin kapısı kilitli bir evden geldiği tespit edilir. Evin kilitli kapısı kırılır. Karşılarına saçı sakalı uzayıp birbirine karışmış, üstü başı perişan ihtiyar bir adam çıkar. Adamcağızı padişahın huzuruna getirirler. Fatih sorar:
- Bu ne haldir? Seni buraya kim, neden hapsetti?
İhtiyar adam cevap verir:
- Efendim ben, geleceğe yönelik tahminler yapan bir adamdım. Kuşatma başladığı zaman Bizans imparatoru beni saraya çağırdı. “Türkler şehri alacak mı?” diye sordu. Ben de, “Alacaklar” cevabını verdim. Bunu uğursuzluk saydılar ve beni buraya kapattılar.
Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet:
- Bana söyler misin? İstanbul, bizim elimizden de çıkar mı?
Perişan vaziyetteki ihtiyar:
- Bu şehirde herkesin gözü vardır. Sizin aranızda da sen-ben kavgası başlarsa, kişisel çıkarlar ülke çıkarlarının önüne geçerse, mülkünü yabancılara satanlar çoğalır, yabancılardan yardım dilenenlerin sayısı artarsa, o vakit bu şehir sizin de elinizden çıkar!..
Adamın bu sözlerini duyan Fatih Sultan Mehmet, ellerini kaldırır ve şöyle dua eder:
- Allah’ın kahır ve gazabı böylelerinin üstüne olsun! ”
Kıssadan hisse…

dikdatör ben miyim yoksa sen misin???
 
  Bugün 16 ziyaretçi (192 klik) kişi burdaydı! Tüm Hakları saklıdır  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
ACILAR PAYLAŞILDIKÇA AZALIR....MUTLULUKLAR DA PAYLAŞILDIKÇA ÇOĞALIR...