ANKARA-ÇAMLIDERE-İNCEÖZ KÖYÜ
   
  Ankara-Çamlıdere-İnceöz Köyü-Koca Harman
  34- HAC VE UMRE İBADETİ
 


OSMANLI ECDADIMIZ ZAMANINDA MÜBAREK KABE-İ MUAZZAMA BAKIMI..

KABE-İ MUAZZAMA VE UMRE

Ka’be-i muazzama, Müslümanların “kıble”sidir. “Meclislerin şerefçe en üstün yeri, kıbleye dönülerek oturulan mahallidir”

“Ka’be” denmesi, maddeten ve manen yüksek oluşundandır.
“Şüphesiz ki insanlar yararına, (onların ibâdet etmeleri için, Allah tarafından yeryüzüne) ilk konulan (ibâdet) evi, âlemler için mübârek olan ve doğru yolu gösteren, Mekke’deki ma’bed, (Ka’be-i muazzama)dır. Orada gâyet açık âyetler ve İbrâhim (a.s.)nin makâmı vardır. Kim oraya girerse, (her türlü taarruzdan) emîn olur”

Ka’be-i muazzama çok mübârek bir mevki, namazlarda o tarafa dönülmesi farz olan bir cihet, hac ve umreye giden, orada itikâfa giren ve etrâfında tavaf edenler için hayrı, menfaati, sevâbı ve günahları örtmesi pek bereketli olan bir mahaldir.

”Kim Beytullah olan Ka’be-i muazzamaya girerse, büyük sevâba girer ve günahlardan arınmış olarak çıkar.”

“Ka’be-i muazzamaya bakmak (bile) ibâdettir. Beytullâh (olan Ka’be-i muazzama) ilk görüldüğünde yapılan duâlar kabul olunur.”

”Beyt-i şerîf (Ka’be-i muazzaman)ın etrâfında tavaf etmek, namaz kılmak gibi (sevaptır)"

”Ka’be-i muazzama da kılınan bir namaz, başka yelerde kılınan namazlardan 100 bin kat daha fazîletlidir"

“Hz. Allah Beytullâhı ziyâret ve tavaf edenin her adımına, en az bir sevap yazıp, bir günahını siler”
Umre İbadetinin Önemi

 Alimlerimizin “Hacc-ı Esğar” (Küçük Hac) tâbiriyle ifade ettikleri Umre İbadeti hakkında Yüce Rabbimiz (c.c) bir ayet-i celilede:“Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın.”(Bakara, 2/196.)  buyuruyorlar. Sevgili Peygamberimiz (sav)’de: “Umre, daha sonraki umreye kadar ikisi arasında işlenen günahlar için keffarettir.“ (Tirmizi,“Hac”,90) buyurmuştur.

Umre, Hanefî ve Mâlikî mezhebinde sünnet-i müekkede, Şâfiî ve Hanbelî mezheblerinde ise vacip hükmündedir. Mikat diye ifade edilen Haremi Şerife girme sınırlarında hazırlanıp niyetlenerek  ihrama  girdikten sonra Kabe-i Muazzama’yı ziyaret ve tavaf edip, Safa ve Merve arasında sa'y yaptıktan sonra saç kestirilip ihramdan çıkılmasıyla tamamlanan bir ibadettir.

Ka’be-i muazzama ki yeryüzünün Allah adına yapılan ilk ibâdet yeridir. Nitekim yüce rabbimiz âyet-i kerîmede: “Şüphesiz ki  insanlar yararına, (onların ibâdet etmeleri için,  Allah tarafından yeryüzüne) ilk konulan (ibâdet) evi, âlemler için mübârek olan ve doğru yolu gösteren,  Mekke’deki ma’bed, (Ka’be-i muazzama)dır. Orada gâyet açık âyetler ve İbrâhim (a.s.)nin makâmı vardır. Kim oraya girerse, (her türlü taarruzdan) emîn olur” buyurmuştur. Mevlâmız Kabe-i Muazzama’ya Beytullah demekle zatına nisbet ederek teşrif, tahkim ve minnet cihetlerinden faziletlendirmiştir. Öyleki Peygamberimiz (sav); “Ka’be-i muazzama da kılınan bir namaz, başka yelerde kılınan namazlardan 100 bin kat daha fazîletlidir.” Kâbeyi, ziyaret ve tavafı, kul ile Cehennem azâbı arasında bir perde ve kalkan kılmıştır. (İhya terc. C:1 S:679)

 İhlas ve samimiyetle sırf Allah(cc)’ın rızasını gözeterek hacc ve umre ibadeti büyük bir fazilet, yüce bir ibadettir. Bu yüce ibadeti hakkıyla ifa eden bir mü’min, günahlarından arınıp tertemiz olduğu gibi, Allah(cc)’ın rahmetine de mazhar olur. Rasul-i Ekrem (sav) Efendimiz buyuruyorlar ki: “Hacc ve umreye gidenler Allah(cc)’ın temsilcileridirler. Duâ ederlerse (Allah cc) dualarını kabul eder. İstiğfar ederlerse günahlarını afveder.” Bu kutsi vazifeler sayesinde Müslümanlar arsında dini duygular kuvvetlenir, tanışmalar ve dayanışmalar meydana gelir, ahlaki faziletler daha ziyade tecelli etmeye başlar, maddi ve manevi bir çok faideler elde edilir. Zengin fakir, güçlü güçsüz, aynı kıyafet içinde, aynı mahrumiyetleri tadarak, kuvvetli bir ruh eğitiminden geçer, ve Allah’ın nimetlerine şükrü yerine getirmiş olur. İslam’ın doğup geliştiği, peygamberimizi (a.s.)nn yaşadığı yerlerde, dünyanın dört bir tarafında gelen mü’minlerin aynı havayı teneffüs edip yaşamaları, İslam kardeşliğini, birliğini, dayanışmayı artırır.

Umre ile ilgili vecibeler, hac ile alakalı vazifelerden daha az ve kolaydır.  Umrenin belli bir zamanı yoktur, her zaman yapılabilir. Ramazan ayında yapılması ise mendup ve daha faziletlidir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ramazan ayında yapılan umre, bir hacca denktir.” (Kütüb-iSitte, c.4,1169).  Umreyi kendi adımıza yapabileceğimiz gibi yaşayıp da umreye güç yetiremeyen veya vefat etmiş olan Anne ve Babamız için de yapabiliriz. Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmesinde buyuruyor ki: “Orada açık alametler vardır (ki bunlardan biri) Makam-ı İbrahim’dir. Kim oraya girerse emin olur. Oraya yol bulabilene (yani mala ve beden sağlığına sahip olana) Beyt-i Haram’ı ziyaret etmek, Allah(cc)’ın (iman etmiş) insanlar üzerine (kararlaşmış) bir hakkıdır.” (Süre-i Ali İmran 97) İnsan mevkice yüksek bir şahıstan davet alsa sevincinden yerinde duramaz, hemen onun yanına varmak ister; büyüklerin huzurunda bulunmaktan ve onlar tarafından adının anılmasından büyük bir saadet duyar. Hac ve Umre için vâki olan davet ise âlemlerin Hâlikı, Rabbi ve Kâinatın Mâbûdu bulunan Allah tarafından gelmektedir.

Mevlâmız Kabe-i Muazzama’ya Beytullah demekle zatına nisbet ederek teşrif, tahkim ve minnet cihetlerinden faziletlendirmiştir. Kâbeyi, ziyareti ve tavafı, kul ile Cehennem azâbı arasında bir perde ve kalkan kılmıştır. Beytullah’ta tavaf edip, akan mü’min seline karışıp ibadet zevkinin zirveye ulaştığı anları yaşamak,  Allah Rasülü (s.a.v)’in ve Ashab-ı Kiram Efendilerimizin yaşadıkları yerleri görmek ve onları ziyâret etmek, o muazzam havayı teneffüs etmek her müslümanın özlemidir, sevdasıdır. Kitabımız Kur’ân-ı Kerîm ve sünnet-i seniyyenin ışığında, hayatımızın en önemli, mukaddes ve heyecan veren yolculuklarından birisi olan bu Hicaz yolculuğu yani Umre hizmetinden maksat insanların hidayetine vesile olmak, geliri az olsun, çok olsun herkesin hakkı ile vazifelerini yapmasını ve iki cihan saadetine ulaşabilmesini temin etmektir. Umreye niyetlenen kardeşlerimizin yapacakları umre ziyaretlerinin  Allah katında derecelerinin yükselmesine, günahlarının affına vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyoruz, Bir hadis-i şerifte Peygamberimiz sav buyuruyorlar ki:“Kim beni vefatımdan sonra ziyaret ederse, beni hayatımda ziyaret etmiş gibidir.” (Et-Tac, 2;190)


 




Ashabı Kehf isimleri



Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammedin Ve Ala Ali Seyyidine Muhammedin Bi Adedi Gataratil Emtar
(Allah'ım Muhammed As ve Aline Damlaların adedince Yüce Kıl. Yücelt.)



p
EYGAMBER EFENDİMİZ S.A.V KABIRDEN KALKMASI "SADECE ÜMMETİMI ARZU EDİYORUM"
Kıyâmet gününde Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) kabrinden kalkıp oturduğu ve henüz mübârek başından toprakları silkmekte bulunduğu halde iki tarafa nazar buyururlar.

Yeryüzünün değiştiğini görerek ağlar ve “Bu hangi gündür” diye sorar. Hz. Cebrâîl: “Bu, kıyâmet günüdür. Bu hasret ve nedâmet; pişmanlık günüdür. Bu mîsâk ve Rabbe mülâkât günüdür” der. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.): “Yâ Cebrail, beni müjdele” buyurur. Cebrail aleyhisselam:

“Yâ Resûlallah, senin için livâü’l-hamd’i, tâcı, cennet elbisesini ve Burak’ı getirdim” der. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.): “Onlardan sormuyorum” buyurur. Hz. Cebrâîl: “Cennetler senin teşrifin için tezyin olundu; süslendi. Cehennem kapıları kapandı” der. Resûlullâh Efendimiz: “Onu sormuyorum. Sadece ümmetimi arzu ediyorum. Acaba nerededirler” buyururlar. O vakit Cebrail aleyhisselam:

“Yâ Resûlallah, vallâhi daha senden başka kimse yerinden kalkmamıştır” diyecektir. (Dürerü’l-Hisân, Süyûtî)


Eyvaaaah!!! demeden Allah diyelim..

KABEYE DÖNMEK - KABEYİ GÖRMEK
Murat Hüdavendigâr hazretleri tam bir dâvâ adamıydı ve dâvâsına hizmet ederken beklentisizdi; devlet ve servet derdinde değildi. Hep ordusunun başında ve muharebe meydanlarındaydı ama aynı zamanda tekyedeki bir derviş kadar ibadet düşkünüydü. Bir gün hocasına gelip, “Siz nasıl oluyor da ilk tekbirde Kâbe’yi görebiliyorsunuz; ben senelerdir uğraşıyorum ama ancak ikinci veya üçüncü tekbirde Kâbe önümde beliriyor.” demişti. O kadar berrak ve Allah’la irtibatlı bir gönlü...

KABE-İ MUAZZAMA HAKKINDA BİLGİ
Hz. Adem'den beri 11 defâ yıkılıp yıkılıp yapılan Kâbe'nin şimdiki hâli  tamâmen Sultan 4. Murat'ın eseridir. 95 kapısı olan Mescid-i Haram'ın kapılarından birisine, Kâbe'yi yeniden inşâsına hâtırâ olması amacıyla,  Sultan 4. Murat'ın ismi verildi. Merve Tepesi'nin az ilerisindeki Merve  Kapısı'ndan dönüşte sağdaki ilk kapı Bâb-ı Murat ( Murat Kapısı ) dır.  4. Murat'ın yaptırdığı Kâbe Kapısı ise şu an Mekke Müzesi'nde. Şimdiki  altun kapı Kral Abdülaziz'in eseridir.










Gül Yüzünüzü Rüyamızda Görelim Ya Rasulallah..

OSMANLI HANEDAN DUASI

Allahım!
Senin af ve mağfiretinin dairesi, bizi bela ve musibetlerden uzak tutacak kadar geniştir. Bize rahmetinle muamele buyur Allahım! Gazabından bizi emin kıl Rabbim.

Allahım!
Sen'den dünya ve ahirette af ve afiyet diliyoruz. Her türlü semavi ve arzi afet ve belaları üzerimizden uzaklaştırmanı istiyoruz.

Allahım!
Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz hatalarımızı, günahlarımızı bağışla. Bizlere merhamet buyur. Şüphesiz Sen merhametlilerin en merhametlisisin.

Allahım!
Kalb katılığından, gafletten, dalaletten, zilletten, miskinlikten, küfürden, fısktan, nankörlükten, riyadan, sadece Sana sığınırız. Sen bizleri koru. Güç yetiremeyeceğimiz bela, fitne ve musibetlerle bizi imtihan eyleme Allahım!

Allahım!
Fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen kalpten, doyma bilmeyen nefisten, yaşarmayan gözden ve icabet edilmeyen duadan sana sığınırız. Bildiğimiz ve bilmediğimiz şeylerin şerrinden Sen bizleri koru Allahım!

Allahım!
İhsan buyurduğun nimetlerini geri almandan, azabının ansızın gelip çatmasından, gazabına sebep olacak şeylerden Sana sığınırız.Bizlere yol göster Allahım!

Allahım!
Sana itaat edilir, Sen karşılığını verirsin; Sana isyan edilir, Sen bağışlar ve af edersin, darda kalanlara icabet eder, zararı, sıkıntıyı ortadan kaldırıp, hastalara şifa, dertlilere deva verir, günahları bağışlar, tövbeleri kabul edersin. Sen bizlerin dualarını kabul buyur Allahım!

Allahım!
Sen ölümlerin en güzeli ile bizi huzuruna al Allahım! Ölümümüzü her türlü şerden kurtulup rahata erme vesilesi yap Ya Rabbi! Allahım! Bizleri Sen'i çok zikreden, Sana çok şükreden, Sen'den çok korkan, Sana çok itaat eden, Sana karşı saygı ile dopdolu olan, ahu efgan edip dua dua yalvaran ve durmadan Sana teveccüh eden kullarından eyle.

AMİN

            ABDULHAMİD KAYIHAN OSMANOĞLU


RASULALLAH
Yapamaz Ertuğrul evladı sensiz,
Can verir, Canan’ı (s.a.v.) veremez Türkler.
Ebedi hâdimu’l haremeyniniz,
Ölsek de Ravzanı ruhumuz bekler.
       
Medine Müdafii Fahrettin Paşa Subaylarından İdris BEY
 
HAÇLILAR PEYGAMBERİMİZİN MÜBAREK VÜCUDUNU ÇALACAKLARDI
 
Ömrü harcarken biriktirebilmiş mualla bir şahsiyet- Şam Atabeyi Nureddin Mahmud Zengi (k.s.) -)
Hıristiyanlar Peygamberimizin (s.a.v.) mübarek vücudunu kabrinden kaçırıp Avrupa’ya getirmek üzere iki kişiyi görevlendirdiler. Bu kişiler Müslüman kıyafetine bürünerek güya hac yapmak için yola çıktılar. Peygamberimizi ziyaret etmek bahanesi ile de Medine’ye vardılar ve Mescid-i Nebi’nin kıble tarafında Peygamberimizin kabrine çok yakın bir eve yerleştiler. 
Bunlar namazlarını mescidde kılıp Peygamberimizin (s.a.v.) kabrini ziyaret ediyorlar, her sabah Bakî Kabristanına, Cumartesi günleri de Kuba Mescid’ine gidiyorlardı. 
Kılık kıyafetleri ve fakirlere yaptıkları yardımlarla halkın güvenini kazanmayı başaran bu kişiler, Peygamberimizin (s.a.v.) mübarek vücudunu kaçırmak için geceleri bulundukları evden Peygamberimizin(s.a.v.) kabrine doğru gizlice tünel kazmaya başladılar. Buradan çıkan toprakları torbalara doldurarak kabirleri ziyaret bahanesi ile Bakî Kabristanına döküyorlardı. Böyle devam ederek kazdıkları tünel Peygamberimizin kabrine iyice yaklaştı. Peygamberimiz (s.a.v.) için çok büyük bir tehlike olan bu durumdan ise halkın haberi yoktu. 
İşte tam bu sırada, adaletli hükümdar olarak tanınan ve Haçlılara karşı başarılı savaşlar yapan ortaçağ İslam tarihinin parlak siması Selçuklu Atabeyi Nurettin Mahmut Zengi Aksungur (1146-1174) her zaman olduğu gibi yine bir gece teheccüd namazını kılıp yatmıştı ki, rüyasında Peygamberi-mizi gördü. Peygamberimiz (s.a.v.) ona iki sarışın yüzlü adamı göstererek: 
- “Ey Nurettin! Beni bunlardan kurtar” dedi. 
Gördüğü bu rüya üzerine feryat ederek uyandı. Abdest alıp namaz kıldıktan sonra yattı. Yine aynı rüyayı gördü.Yine feryat ederek uyandı. 
O gece aynı rüyayı üçüncü defa görünce kalktı ve iyi bir insan olan veziri Cemalettin Mavsili’yi yanına çağırdı, gördüğü rüyayı anlattı. İstişare ederek Medine’ye gitmeye karar verdiler. Kimseye duyurmadan hükümdar, veziri ile beraber yirmi süvari ve pek çok eşya ile Şam’dan yola çıktılar, gece gündüz devam ederek onaltı günde Medine’ye vardılar. 
Hükümdar, abdest alıp Mescid-i Nebi’ye girerek iki rekat namaz kıldı ve Peygamberimizi (s.a.v.) ziyaret etti. Medine halkı hükümdarın yanına toplanmıştı. 
Vezir: “Hükümdar, Peygamberimizi (s.a.v.) ziyaret maksadıyla gelmiş, yanında da sizlere hediyeler getirmiştir. Medineli-lerin isimlerini yazın!” dedi. Onlar da bütün Medinelilerin isimlerini yazdılar. Bu isimlere göre herkes gelip hükümdardan hediyesini almaya başladı. Bundan maksat; Peygamberimizin(s.a.v.), rüyada: “Beni bunlardan kurtar!” dediği o iki kişiyi tanıyıp tespit etmekti. Bunun için hediyeleri hükümdarın huzuruna gelerek alıyorlar, bu esnada hükümdar gelenlere dikkatlice bakıyordu. 
Herkes hediyelerini aldı. İsim listeleri bitti. Fakat hükümdar bu gelenler arasında Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından rüyada kendisine gösterilen iki kişiyi göremedi. 
Bunun üzerine: 
“Hediye almayan kimse kaldı mı?” diye sordu. Orada bulunanlar dediler ki: 
“Kimse kalmadı. Ancak Endülüs’ten gelen iki kişi var. Onlar kimseden bir şey almazlar. İhtiyaç sahiplerine çok sadaka vermektedirler.” 
Hükümdar onlarında yanına getirilmesini istedi. O iki kişi de huzuruna getirildiler. 
Hükümdar onların rüyada kendisine gösterilen kişiler olduğunu tanıdı ve kendilerine nereli olduklarını sordu. 
Onlar da: “Biz Endülüs’ten hac maksadı ile geldik ve bu sene Peygamberimizin yakınında bulunmayı arzu ettik.” diye cevap verdiler. 
Hükümdar, nerede kaldıklarını sordu. Mescid’in yakınında olduklarını söylediler. Hükümdar onlarla beraber evlerine gitti. Evde süslü kitaplar ve değerli eşyalar gördü. Bu arada halk, onların her gün oruç tuttuklarını, namazları Mescid’de kıldıklarını ve hiç bir dilenciyi boş çevirmedik-lerini söyleyerek bu iki kişiyi övüyorlardı. 
Nurettin Zengi odayı dolaştı ve burada yere serilen hasırı kaldırdı. Baktı ki altında kazılmış bir tünel var. Tünel ta Peygamberimizin (s.a.v.) kabrinin yanına kadar uzanıyordu. Bunu gören halk mahcup olup başlarını önlerine eğdiler ve artık söyleyecek bir şey bulamadılar. 
Bunun üzerine hükümdar bu iki kişiyi sorguya çekti. Onlar da gerçekten Müslüman olmadıklarını ve Peygamberi-mizin (s.a.v.) vücudunu buradan alıp ülkelerine kaçırmak için görevlendirildiklerini itiraf ettiler. Bunu yapabilmek için derviş kıyafetine bürünerek halkı kandırdıktan sonra geceleri tünel kazmaya devam ettiklerini ifade ettiler ve: 
“Peygamberin (s.a.v.) kabrine iyice yaklaştığımız gece gök gürültüsü ve şimşekler öyle bir sarsıntı meydana getirdi ki, sanki dağlar yerinden oynayacaktı. Bundan fena halde korktuk ve sabahleyin de sizin geldiğinizi de haber aldık” dediler. 
Hükümdar, suçlarını itiraf eden bu kişileri idam etti. Bu olaydan sonra Nurettin Zengi, Peygamberimizin (s.a.v.) kabrinin çevresinde derin hendek kazdırdı ve bu hendeği kurşun eriterek doldurdu. 
Böylece Kabr-i Saadet, çepeçevre kurşunla muhafaza altına alınmış oldu. Bu olay Miladi 1162 yılında vuku bulmuştur.








































Birbuçuk metre derinliğinde, milyonlarca insan içtiği halde azalmayan mübarek zemzem kuyusu
            
MAHZUN  ÜÇ  HİLAL
Asil Türk Milleti, sana ne oldu?
İmanın yok olmuş, tören yok olmuş..
Sen anlayamasan da, düşman sevinir,
Türk’te asaleti bitirdik diye övünür…
Cuma bayramını Pazar yapmışlar,
Seni asimileyi, azar azar yapmışlar,
Üç Hilal ruhuna bak ne yapmışlar,
Üç Hilal’im mazun, gençliğim şaşkın.
 
Küffar uyumamış, bizi uyutmuş,
İmanımızı ahlakımızı soymuş, çıkarmış,
Ahlaksızlık, fuhşiyat servis edilmiş,
Abdest ve namazımız bizden alınmış,
Üç Hilalin imanı talan edilmiş,
Üç Hilale gönül veren gençlik perişan!
 
İman anlayışı İslami değil,
Mekke, Medine imanı sökülmüş bizden,
Semerkant,Buhara İslam merkezi,
Alperenler imanı alınmış bizden,
Yahudi, mason ruhu bizi tahrip ederken,
Battal’dan, Alperen’den habersiziz biz !
 
İslamdan almış atalarımız güzel ahlakı,
İslam yaşanır etmiş zaten bize bu hayatı,
Komşusunun siftahını düşündüren ahlakı,
Haramdan korkutup, helali sevdiren,
İslam ahlakından habersiziz biz!
 
Adaleti bize öğreten Rasulullah’tır
Onu güzel yaşayan Hattap’ın Ömer’dir,
Torpil ve kayırma ile kokuşmuşuz biz,
Adalet ruhunu anlamak çok zor,
Kaynağı islamı unutmuşuz biz,
İman, ahlak, adalet İslam şiarı,
Osmanlı’nın ruhun, üç hilalleri,
Bu güzel ruhlardan sıyrılmışız biz,
Töresi unutulmuş, dini perişan,
Deccaler küfrüyle perişanız biz.
 
Bizlere merhamet et, dirilt Allahım,
Ecdadı, Osmanlı’yı anlayalım biz,
Çanakkale’de Peygamberimizin kucak açtığı,
Asaletimize gene geri dönelim,
İslam dünyasınına kanatlar geren,
İslam , insanlık hadimi olalım biz,
İlayı kelimetullaha gönül verelim,
Dinini yükseltmek için çalışalım biz…
                  H.İbrahim Koçak
 


 
  Bugün 16 ziyaretçi (183 klik) kişi burdaydı! Tüm Hakları saklıdır  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
ACILAR PAYLAŞILDIKÇA AZALIR....MUTLULUKLAR DA PAYLAŞILDIKÇA ÇOĞALIR...