ANKARA-ÇAMLIDERE-İNCEÖZ KÖYÜ
   
  Ankara-Çamlıdere-İnceöz Köyü-Koca Harman
  23-KÖYÜMÜZDEN FIKRALAR VE ANILAR
 
ANNEM KÖYÜ GEREDE KARAPAZAR KÖYÜNDEN SOHBET VE HATIRALAR hareketli resimler





           ÇAVUŞ OSMANI VE RIZA BEY        
 Eskiden devlet orman köylülerine kışlık yakacak odun verirdi. Köylülere 20 gün veya daha fazla izin verir. Köylülere gösterilen mıntıkadan odun temin edilirdi. Ormandaki kar yıkıklarından, kereste olmayacak odunlardan hazırlanan yakacaklar çeşitli araçlarla eve getirilir ve kışın yakacak olarak kullanılırdı. 1960 lı yıllarda bir sonbahar yine köyümüze odun verilmişti. Köylüler gidip birkaç gün öküz ve eşeklerle odun hazırlamış ve getiriyorlardı. Odunlar önceleri öküz arabalarıyla getirilirdi. Daha sonraları kamyonlar kullanılmaya başladı. Öküz arabalarıyla odun taşındığı yıllardaydı. Köylüler sabah namazı yola çıkmışlardı. Yılanlı dağına giderken karşılarına Osmansin'li Irza Bey çıkmış. Sigara istemiş.Öndekiler de muziplik olsun diye hiç sigara içmeyen Çavuş Osmanı'nı göstermişler.Irza Bey Osman Dede'den sigara istemiş. O da "Defol ulan o pisi içmeyiver demiş. Irza bey bozulmuş ve Osman Dede'ye "öküzüne kurt salsın" diye ilenmiş. Oradan geçen köylüler yılanlı dağına varmış , arabaları yüklemişlerdi. Öküzlerin önüne ot atmışlar. Kendileri de bohçalarını açıp yemek yemeye başlamışlar. Çayırlığa yayılan on, onbeş araba  ve sahipleri yemek sonunda hemen yola çıkıp gece yarısı İnceöz'e gelecekler. Derken bir bağrışma olmuş. Baksalar iki tane kurt  birçok öküzü geçmiş ve taa ortalardaki Osman Dede'nin öküzlerine saldırmaz mı? Millet hayret etmiş.Kenarlardaki öküzler dururken neden ortadaki Osman Dede'nin öküzlerine saldırdı diye. Derken Irza Bey'in bedduası akla gelmiş.  Oradaki hocalar deli ve gariplerin beddualarından sakınmak gerek. Eğer Irza Bey "kurt salsın " demese de " kurt yesin " dese belki de Osman Dede'nin öküzlerini kurtlar yerdi demişler....
        
      HACI HALİL'İN BOĞULMA KAZASI
     Eskiden yayla vakti yayladan kaçak olarak odun çekilirdi. Müsait zamanlarda yayla dağlarında hazırlanan odunlar kurutrulur ve eve getirilirdi. Ormancının görmeyeceği şekilde saklanır, uzaktan parlamasın diye çamur sürülürdü. Gece yarısı eşeklere yüklenen bu odunlar sabah namazı köye getirilirdi. Ormancıların uykusundan istifade edilerek odun kaçakçılığı yapılırdı. Oduncular odunu yıkar , eşekleri örükler ve birinin evinde toplanır yemek yer ve öğleye kadar uyurlardı.Öğlen uyanan oduncular Çakmacuk'ta toplanır ve topluca yaylaya hareket ederlerdi. Bazen de Doymuş çayında kayanın dibinde biraz yüzülür, eğlenilir ve topluca yaylaya gidilirdi. Akşam ezanına  doğru yaylaya varılırdı. Gece yarısı tekrar köy yolculuğu başlardı. Yayla zamanında getirilen otuz yük kadar odun bir kış yeterdi.                      
 Yine bir öğlen herkes uyanmış Çakmacukta  toplanılmıştı. Beraberce Doymuş Çayı'na inildi. Biraz yüzülecekti. Hacı Halil Yavuz ve Hüdai Dündar abiler de vardı. Kayanın dibindeki eyrende herkes yüzüyordu. herkes kenarda yüzüyordu. İyi yüzme bilenler derin yere giriyor, yüzerek ileri geri geçiyorlardı. Hacı Halil abi uzun boyluydu. Derin yere doğru boy vermeye başladı. "Bak bura göğsüme geldi." "Bak bura boynuma geldi " derken batıp çıkmaya başladı.Herkes korkudan yanaşamıyordu. Varsak kucaklayakalır bizi de boğar diye. Batıp çıktıkça ağzından su fışkırtıyordu. Dört beş kere battı çıktı.Derken Hüdai abi iyi yüzme bilirmiş. Kulaç atarak geldi. Halil abiyi tuttu. Yüzerek kenara çıkardı. Halil abi yarı baygın bir haldeydi. Oradakiler Halil abiyi tuttular. Ayaklarını havaya diktiler. Ağzından bir sürü su çıktı. Biraz dinlenince kendine geldi.Hepimiz çok korkmuştuk. Bu hepimize iyi bir ders olmuştu.....

         AZ DAHA BABANI GÖRECEKTİN   
 Köyümüzde Ankaraya çalışan ilk köy dolmuşu rahmetli şoför Mustafa'nın dır.Rahmetli, Feka marka şimdinin pejo minübüsleri gibi bir minibüs ve ford minübüs kullanmıştı. Bu minübüslerin üzerine merdivenle çıkılan bagajları olurdu. Köylülerimizden bir grup sabah erkenden feka ile rahmetli Mustafa dayım kaptanlığında Ankara'ya gitmek için Hacımehmetler'den hareket etmişler. Tozu dumana katarak mezarlığa doğru yollanmışlar. Birkaç yolcu ve rahmetli Karamustafa dayı da varmış. Ölüözünü geçip kayaarkasına sarınca Resüller'in bahçenin yanında arabanın direksiyon hakimiyeti kaybolmuş. Resüllerin bahçeye doğru takla atarak yuvarlanmaya başlamışlar. Araba birkaç takla atarak tekerleri üzerine durmuş. Fakat bagajı falan hasar görmüş. Araba halen çalışıyormuş. Bagajı bağlamışlar ve köye geri dönmüşler. Karamustafa dayı da üzüntülü bir şekilde evine geri gelmiş. Kapıdan eve girince oğlu Mehmet ufakmış. Babasına sormaya başlamış;
 -Baba sen Ankara'ya gitmedin mi? Naden geri geldin? Söyle neden döndün geldin?....Konuşacak hali kalmayan rahmetli Karamustafa dede sabretmiş sabretmiş, duramamış patlamş;
-Ne konuşup durun aa oğlum,ecük sabırlı ol, AZ DAHA BABANI GÖRECEKTİN diye kızarak başlarından geçen olayı anlatmış...

       HATIP HÜSEYİNİ'NİN KAZA İLE TÜFEK PATLATMASI                            
   Hatıplar 1962 yılında arıcılığa başlamış. Köyümüzde imamlık yapan Osmansin'li Yusuf Hoca rahmetlinin teşviki ile arıclığa başlanmıştı.İlk yıllar çok fazla bal olurdu. Bir iki kovandan kazanlar dolusu bal alınırdı. Zamanla arıcılık geliştirilmiş.Arılar çoğalmış. Daha da modern hale getirilmeye başlanmış. Köyün çiçekleri bitince yayla yerlere arı götürülmeye başlanmış. Daha çok bal almak amaçlanmıştı. O sene hatıpların arıları Osmansin  dağlarının Çukurca mevkiindeydi. Hatıposmanı, Köken, Hacımustafa, Bekir de dağdaydı. Hüseyin Hoca rahmetli onlara yiyecek götürüyordu. Yiyecekler eşeğe yüklenmişti. Kışa odun hazırlığı için öküzleri de önüne katmış dağa götürüyordu Hoca Efendi. Vakit ilerlemiş,hava kararmış yatsı vakti geçmişti. Osman Dede gilin yerine yaklaşılmıştı. Hoca Efendi rahmetli iyi silah kullanırdı. Çok değeli ve güzel silahları vardı. O zaman silah taşımak yasak değildi. Yanındaki tek kırma ufak tüfeği  kırmış ve arpa heybesine sokuvermişti. Amcasına yaklaşınca geldiğini haber vermek için bir el ateş edeyim diye tüfeği arpa heybesinden almış. Bir fişek sürmüş. Namluyu havaya doğrultup ateşlemiş. Fakat namlnun içi arpa doluymuş. Tüfek infilak etmiş.Tüfegin namlusu parçalanmış. Fişeğin bir parçası rahmetlinin bacağına saplanmış. Bacağı kanamaya başlamış. Sesini duyurmak için bağırmaya başlamış.Sesini duymuşlar. Yaralı olduğunu görünce Osman dede rahmetli babamı bir ata bindirmiş. Peçeneğe Sıçanalinin Kemal'in cipiyle Kızılcahamam'a götürmüş. Ordan Ankara Numune Hastahanesine sevketmişler.Uzun bir tedaviden sonra kurtulmuş rahmetli. Başkaları için de bir tecrübe ve ders olmuş bu olay...

   HALİL İBRAHİM ENİŞTENİN KAVGASI 
 Halil İbrahim Doğanay enişte rahmetli şeker fabrikasından emekli oldu. Orada lokanta bölümünde çalışırmış bir ara. Garsonluk vb işlerde vazifeliymiş. Çalışırken bir ara yanında çalışan iki aynı yerli hemşeri ile münakaşa etmişler. O iki kişi kendilerini kuvvetli görüp enişteyi dövmek kastıyla işi yokuşa sürmüşler.Eniştenin üstüne üstüne gelmeye başlamışlar. Bir taraftan fabrikanın yemekhanesini bir sonraki yemeğe hazırlalar bir taraftan da ağız dalaşı yaparlar enişteyi pıstırmaya çalışırlarmış. Enişte bakmışki bunar beni dövecekler bari erken davranıp dayak yemeyeyim demiş. Masanın birinin üzerinden acı biber dolu biberliği almış ve karşıdakilerin gözüne gözüne serpmiş. İkisinin de gözleri kızarmış , sulanmış, gözlerini sürtmeye başlamışlar. Kendi dertlerine düşmüşler. Bunu fırsat bilen enişte eline geçirdiği bir odun ile hasımlarına veri vermiş dayağı. Yermisiniz, yemezmisiniz....Haşatlarını çıkarmış. Derken etraftan koşup aralamışlar. İş karakola aksetmiş. Komiserin karşısına geçmişler. Komiser bir çamyarması gibi dayak yiyen iki kişiye bakmış. Bir bizim garip enişteye bakmış. Hayret etmiş. Sormuş;                                                           
 -Sizin ikinizi tek başına bu adam mı dövdü?                                                             
 -Evet efendim.. Demişler. Komiser Allah Allah demiş. Enişteye ;                                 
-Ula yiğidim sen nerelisin ? Demiş. Enişte de Kızılcahamam'lı olduğunu söyleyince komiser durumu anlamış. Öbürler devamlı kavgadan komiseri ziyaret ederlermiş.Eniştenin bu çamur adamları dövmesine çok sevinmiş komiser. Öbürlerini korkutmuş. Göndermiş. Enişteye de çay ikram edip gözlerinden öpmüş. Eline koluna sağlık demiş. Bunların elinden millet ne çekiyordu. Çok iyi olmuş demiş.                


ARİF DAYININ KARA KÖPEĞİ
Meyteller mahallesinde kadakçıların evin yanında, Erdoğan ların büyük dedesi Arif dayı varmış.Onun bir kara köpeği varmış.Köpek avlu kapısının altındaki bir delikten istediği zaman avluya girer orada yatarmış.Bir kış günü gece köye kurtlar inmiş.Kurdun birisi o mahalleden geçerken Arif dayının karaköpek durmdan havlarmış.Kurda dayılanırmış.Sıkıntıya gelince kapının altındaki delikten avluya kaçacağını düşünürmüş.Kurt Arif dayının köpeği kovalamış.Köpek kaçmış delikten avluya girecek. O da ne? Evin hanımı soğuk girmesin diye bir taşla deliği tıkamamış mı? Kurtla köpek ister istemez karşı karşıya gelmiş.Kurt güçlü köpek zayıf. Köpek bir hamleyle kurdun ensesinden öyle bir ısırmış ki birdaha bırakmamış.Kurt ensesinde köpekle yılantaşı na kadar gitmiş ve orada ölmüş.Köpek korkusundan halen kurdu bırakamıyormuş.Arif dayı sabah kalktığında karaköpeğin olmadığını görünce çok üzülmüş.İzlerden kurt yedi kanaatına varmış.Bari şu köpeğin ölüsünü,kurdun yediği yeri göreyim demiş.İzleri takip edrek yılan taşına kadar gelmiş.Baksa kurtla köpek yatıyor.Kurt ölmüş ,köpek te kurdu ısırmış vaziyette yatıyor.Köpeğin gözleri bakıyor.Köpek canlı.Köpeğe haydi gidelim,kurdu öldürmüşsün demiş.Köpek gelmiyor.Tutmuş asılmış,bir türlü ayıramamış kurttan. Köy odasına gelmiş.Olanları köylüye anlatmış.Köylüler kurt ve köpeği bir sedye ile Arif dayının evin önüne getirmişler.Köpeği avluya girdiği deliği görecek şekilde çevirmişler.Köpek deliğin açık olduğunu görünce kurdu bırakıp hemen avluya ahıra girmiş.Korkusundan üç dört gün avludan dşarı çıkamamış.Eskilerde bu hikaye çok anlatıırdı.



KALANI BİZE YETER
Rahmatli Arıcı Hüseyin Hocanın adı olan dedesi Koca Hatıp çok takva bir insanmış.Namazını çok yavaş ve uzatarak kılarmış.Vefat edeceği zaman oğlu Mustafa ya oğlum abdest alın. Bana Kur-an oku demiş. Yanında Kur-an okurlarken sabaha karşı horozlar ötmüş.Günlerden Cuma gecesiymiş.
-Mustafa horozlar mı ötüyor? diye sormuş.
Dedem ,evet baba deyince ;
-Oğlum kalkın yatın .Sabah namazına kadar.Benim vefatım bidahaki Cuma ya kaldı demiş.
Bu Osmanlı insan,bir vakit namazının kazaya kalmadığını,fakat yine de devrinin çevrilmesini istemiş.
-Koca Hatıp herkesin devir yemeğini yedi, kendisi bu ikramdan kaçındı derler. Onun için devrimi çevirin demiş.
İşte bu Hatıp dede yıllarca İnceöz ümüzde imamlık yapmış.Bir harman vakti Cuma ezanı okunmuş.Namaza başlarken köylüler;
-Aman hocam namazı çok uzatma yağmur yağacak.Harmanları sele aldırmayalım demişler. Fakat rahmetli yine bildiğini yapmış, namazı uzatmış.Yağmur yağmış.Sel olmuş.Olacak ya hocanın harmanın birazını sel götürmüş.Bunu gören köylüer;
-A hocam demedik mi? Biraz kısa tutaydın .Bak senin harmanı sel almış,demişler.Rahmetli tebessüm ederek;
-Nasibimiz olsaydı bir şey olmazdı.Kalanı bize yeter, dermiş.

DELİ KEMAL İN CEMİL DEDE YE ŞAKASI
Olay yayla zamanı oluyor.Yaylada sık sık ormancılar gelir köy odasında(yayla odası)misafir edilirdi.Ormancılar çok forslu idi.Köyün birine kaymakam gelmiş.jipiyle, şoförü ile.Fakat kimse önüne çıkmamış.Tanımamış.Çeşme başında yaşlı bir kadın sormuş;
-Oğlum hoşgeldin.Sen kimsin? Kaymakambey;
-Nine ben kaymakamım.Bu ilçenin en yetkili amiriyim, demiş. Resmi prosedürü iyi bilmeyen kadın kaymakamın giyim kuşamına falan bakmış.Onu kimsenin karşılamadığına üzülmüş.Bu üzüntüyle kaymakama;
-A oğlum, azcık daha okuyaydında Ormancı olaydın. Ne olurdu.O zaman senin de herkes önüne karşı gelirdi, demiş.
Tıpkı bu olaydaki gibi yaylaya ormancı gelmiş.Rahmetli Deli Kemal resmi kişilerle,süslü kişilerle gezmeyi pek severdi.Ormancıları ağırlamışlar.Çaylar içilmiş.Sohbetler edilmiş.Rahmetlinin muzipliği depreşmiş.Ormancının birine;
-Şu elbiseni bana ver benim bir dayım var. Onu bi korkutayım demiş.Ormancılar ayıp olur , yapma ,etme dedilerse de Deli Kemal vazgeçmemiş. Giymiş ormancı elbisesini, binmiş ormancı atına ,doğru Cemil dedenin kapısına. Sesini değiştirerek,kapıyı tıklatıp,bağırmış.Ben ormancı filancayım.Bana köy odasını gösteriver diye.Rahmetli Cemil Dede rahmetli eşine;
-Körün kızı,Körün kızıelektrik nerede? Kibrit,çıra nerede? diye telaşla sorarak dışarı çıkmış.Ay ışığında ormancıya buyur efendi demiş.Deli Kemal Rahmetli Dayısını Tuttuğu gibi atın üzerine bindirmiş.Atın terkesine bir tokat vurmuş.At yazı ortasına koşmaya başlamış.Dede attan düşmüş.Üstü başı mayıs olmuş.Delikemal dede düşünce dayanamamış.Hemen kaldırmış.Eve getirmiş. Dede bunları Deli Kemal in yaptığını duyunca yazı ortasında Deli Kemal kovalamaya başlamış. Ormancılar falan araya girerek dedeyi zorla sakinleştirmişler.

 ALDEDEYE ŞAKA
Aldede son vakitlerine kadar çift süren çilekeş bir insandı.Rahmetli Kamile Halam ile Hüseyin Yaman enişte evlenince sık sık Aldede lere giderdik.Dede yaşlı olduğundan bazen hasta olur yatardı.Torunları çok şakacıydı.Dede rahmetli çok sigara içerdi.Hastayken yatakta da sigara içerdi.

Dede birgün yatakta sigara içiyormuş.Bunu gören torunu Mehmet dedenin ayak ucundan elindeki elektriği dedenin yorganının altına sokmuş.El fenerini yakınca dede yatak yanıyor zannetmiş.Bağırmaya başlamış. Üyen ooyum Memeeeet .. Üyen bi goşun . Yatak yanıyoy üyeeeen. Diye bağırınca Mehmet abi gülmekten kendini alamamış.

 RAMAZAN YAMAN'IN DÖNDÜ NENEYE ŞAKASI
Aldedelerin Ramazan çok şakacı birisi. Muzipliği hiç eksik olmaz.Bir Ramazan-ı şerif bayramında Seyit Ali dayı gile gelir. Seyit Ali dayının eşi Döndü Nene akrabasıdır. Çok saf ve temiz bir hanımdır. Ramazan dayının muzipliği depreşince Döndü neneye bir şaka yapası gelir. Seyit Ali dayı evde yoktur.Döndü Nene'ye sorar;
-Seyit Ali agam sabah erken mi gider işe? 
 Döndü nene olacağı farkında değildir;
-Evet erken gider, der.
-Peki kahvaltı yaparda mı gider, yoksa yapmaz mı der?
-Yapmaz gardaşım der , Döndü nene. Ramazan dayı ciddileşir.Döndü Nene'ye acır gibi;
-Vay vefasız vay...der. Döndü Nene , ne oldu gardaşım diye sorar.Ramazan dayı;
-Ne olacak, benden duymuş olma da, agam evlenmiş. Bir sosyetik kadın ile. Sabah kahvaltısını onun yanında yapıyor der. Döndü nene başlar ağlamaya. Üzülür. Kocasını bir başkasıyla paylaşmak isetmez. Sabah erken kalkar kahvaltıyı hazırlar.Sabah namazından önce hazır eder.Seyit Ali dayı her zamanki vaktine kalkar. Namazı kılar. Kahvaltıyı halde veya manavda yaparım diye evden çıkmak ister. Baksa kahvaltı haırdır. Döndü nene üzgün ve ağlamaklı;
-Kahvaltını yapta git. Seni vefasız senii.Nasıl benim üzerime başka kadın getirirsin? Diye ağlar.Seyit Ali dayı şaşırır. Birşey anlamaz. Döndü Nene'ye söz de anlatamaz. Artık her gün kahvaltısını mutazam yapar. İşe öyle gider.
 Ramazan-ı şerif bayramı geçmiş,Kurban Bayramı gelmiştir. Bayramda Seyit Ali dayı da vardır. Seyit Ali dayı gilde bayramlaşmadalardır. Sohbetler olur. Konuşulur , anlatılır. Ramazan dayı bir ara Seyit Ali dayıya sorar;
-Enişte geçen bayramdan bu bayrama nasılsın? Döndü abılam iyi bakıyor mu sana? Diye manalı manalı güler. Seyit Ali dayı da Döndü Abıla da meseleyi anlamışlardır. Ramazan dayıya sitem ederler. Az daha bizi dövüştürecektin diye..





     ŞIH MAHMUT DAYININ BİR HATIRASI 
  Rahmetl Mahmut dayı Osman Hoca'nın oğludur. Osman Hoca Osmanl ulemasından ve ehli hal bir zaat olarak bilinirmiş. Bünyamin Hoca,Mahmut Dayı, Hali İbrahim Enişte ve Gökdurmuş Dayının Babası Hüseyin Dayı kardeştirler.                                                      
 Rahmetli Mahmut Enişte Orman çiftliğinde çalışır ve çobanlık yapardı. Orman çiftliği o zamanlar etrafında yerleşim yeri olmayan ıssız bir yerdi.  Orman çiftliğinin çevresindeki boş merada sığırları güderken bir gün bir olayla karşılaşır. Bir kuru dere kenarına varan sığırlar ürkerler. Mahmut dayı merak eder.Derenin kenarına vardığında elleri ayakları bağlanmış, ağzı bantlanmış bir kişi görür. Arkadaşlarına haber verir. Gelirler. Adam taksi şoförüymüş.İki kişi binmiş. Bu boş araziye getirip soymuşlar. Elini ayağını bağlamışlar. Ağzını bantlamışlar.Adam bir iki gün orada kalmış. Bereket sığırlar adamı bulmuş ve kurtulmasına vesile olmuşlar.

FİSTANIN TUTUŞMASI
 Köyümüzde eskiden çocuklar fistan giyerdi.Bayağı büyük yaşlara gelinceye kadar fistan giyilirdi.Fistanın çocuklar için tahmin edilecek bazı avantajları vardı.Örneğin çiş yapması çok kolay olurdu.Şimdilerde fistan sünnetten sonra giyiliyor. 1960 lı yıllardaydı. İnceöz'de herkesin davarı vardı. Bazılarının davarı yüzler ile hesap edilirdi.Davar çok olunca birçok ta çoban vardı. Köyün ileri gelen çobanlarından Hatıpların Mustafa davarını getirmişti.Hava soğuk ve sonbahardı.Davarlar salağa koyuluyordu.Davarlar ayrı ayrı yerleştirilirdi.Akşam karanlığında çıra ve idare ile aydınlanılıyordu.Hanaya da bir idare konmuştu. Bu yazıyı yazan üç dört yaşlarındaydı.Evin dokumalarının arasından dışarıya bakıyordu.Dokumaların arasından davarlara bakarken fistanının idareden tutuştuğunu fark edemedi.Yandığını, fistanının tutuştuğunu da görünce acı acı bağırmaya başladı.Köken halası "oğlanı sarı teke kakıyor herhalde " diye koşarak geldi.Yiğeninin yandığını görünce hemen kucakladı, kendi fistanına çocuğu sardı.Ateşini söndürdü. Fakat zavallının birçok yeri yanmış kabarmıştı.Halen gödeninde yanık izleri var.

 
  Bugün 16 ziyaretçi (189 klik) kişi burdaydı! Tüm Hakları saklıdır  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
ACILAR PAYLAŞILDIKÇA AZALIR....MUTLULUKLAR DA PAYLAŞILDIKÇA ÇOĞALIR...