ANKARA-ÇAMLIDERE-İNCEÖZ KÖYÜ
   
  Ankara-Çamlıdere-İnceöz Köyü-Koca Harman
  90-Yahudi Neden Özür Diledi??
 
iblise tapan bu melun her haliyle iblis


ONE MİNÜTE BİR DAKİKA ...BİR DAKİKA..
 Dede çok yaşlanmıştı. İhtiyarlığın verdiği sıkıntılarla yaşamını zor sürdürüyordu.Çocuklarına ve torunlarına iyi bir terbiye vermişti.Onları islami bir terbiye ile yetiştirmşti. Her şeyden önemlisi kendisi bir Osmanlıydı. Atalarından dedelerinden çok güzel bir Osmanlı terbiyesi almıştı.Tek arzusu, çocuklarının ve torunlarının islam ahlakıyla yoğrulmuş Osmanlı terbiyesi ile yetiştirmekti. Onlara kendi güzel terbiye ve şuurundan aşılamaktı.
 
 İhtiyar dede bir gün balkonda oturmuştu.Torunlarına peygamber efendimizden bahsediyordu." Hayber yahudileri islama çok zarar verdi.Devamlı el altından islam düşmanlığı yapıyorlardı.Munafıkların tamamına yakını yahudiydi.Her islam düşmanlığının altından yahudi parmağı çıkıyordu. Peygamber efendimizi zehirletmek istediler.En sanunda Peygamberimiz onları hayberden çıkardı.Sürgün karşılığı hayatlarını bağışladı.Yahudiler hayberden çıkıp giderlerken, yahudi ilerigelenleri toplandı.İslamdan ve müslümanlardan öyle bir intikam almak için yemin etiler.Müslümanları parça parça etmeye, içlerine fesat sokmaya müslümanları birbirlerine düşürmeye yemin ettiler. Medine i münevverenin Şam tarafındadır Hayber.Sekiz günlük mesafede.400 km civarında. Peygamberimiz kaleyi kuşattı. Kuşatma birkaç gün sürdü.Bu harpte Hz.Ali Keremallahu veche 'nin dişleri ağrıdığı için rahatsızdı.Peygamberimiz fetihten bir gün önce Hz Ali'yi çağırdılar. Mübarek dişlerini okudular, ağrıları geçti.Ertesi gün sancağı Hz Ali'ye verdiler.Hz Ali'ye " Ya Ali, fetih için acele etme. Onların ortasına git. Onları islama davet et. "Buyurdular. Hz Ali efendimizin bu harpte çok kerametleri görüldü.
 
Beşyüz kilo ağırlığındaki demir kale kapısını söküp, sol eline alıp düşmanın yüzüne çarpmaya ve kalkan gibi kullanmaya başladı.İşte yahudiler, Hz Ali'nin bu kerametlerini şeytanca kullandılar, islama fesat sokma vesilesi olarak malzeme yaptılar. "Beşyüz kiloluk kapıyı insan kaldıramaz. Ali insan değil. Allah Ali'nin içine girmiş." Fesadını yaymaya başladılar. Alevilik akımı böylece başladı.Aleviliğ ilk kabul eden yahudi münafıklarıdır. Bazı yahudi münafıkları Hz.Ali (Haşa)Allah dediler. Bazıları Hz Ali'ye peygamber dediler.Yahudi şeytaniliği ile bu görüşlerin hepsi taraftar buldu.Bu tarftarların çoğu bilinçli yahudilerdi, münafıklardı. Şeytani gayretlerle zamanla taraftar buldular..
 Torunlarına hikaye anlatan dede sustu. Etrafına bakındı.Ağaçların hışırtısını, kuşların cıvıltısını dinledi. "Yavrularım yahudi milleti İslam ümmetine çok zarar verdi" dedi.Müslümanları yetmişiki  parçaya ayıran yahudilerdir dedi.Yahudiler müslümanlar arasına fitne soktu.HzAli ile Hz Muaviye arasındaki harp yahudi fitnesi ile çıktı. Hz Hasan'ın zehirlenmesi, Hz Hüseyin'in şehit edilmesi,birçok osmanlı sultanının zehirlenme vb sebeplerle şehit edilmesinde yahudi parmağı vardır. Yahudiler öyle sinsi, öyle hain ki, herkes onu anlayamaz dedi.Bildiğim kadarıyla sizlere ara sıra yahudi fitne ve dolabını anlatmaya çalışacağım dedi.

Aaaah evlatlarım dünyada da, birçok fitnenin altında yahudi vardır.Onlar kendilerini Adem As zürriyeti değil de şeytan zürriyeti kabul ederler.Bundan dolayı kendilerinden olmayan bütün insanlığa düşmandırlar.Milliyetçilik akımları sokarak Osmanlıyı parçalayan yahudidir. Her milliyetçilik akımının arkasında yahudi vardır.Devletleri kavim ve kabilelere bölerek, yutulur lokma haline getirmek isterler.Nitekim Osmanlı'yı parçalayıp yutmuşlardı.Bütün parçalarını yutmuşlardır.
 Milliyetçilik akımlarını uygularken çok ustadır yahudi. Hedefteki ülkeyi kendi kendine böldürür.Parayı ve paranın gücünü çok müthiş kullanırlar.Tarihte bunun örnekleri çoktur. Yahudi devletler kurdurur. Yahudi iktidarlar değiştirir. Yahudi hükümetler yıkar.Yahudi bütün bunlarda menfaat gözetir. Büyük yahudi menfaatlerini gözetir.

 İKİ YAHUDİ  HİKAYESİ
  Yahudinin biri yetişkinlik çağına gelen oğlunu çağırır. Ona artık büyüdüğünü, yüksek tahsilini yaptığını, kendisini imtihan edeceğini, kazanırsa fabrikalarından birisinin başına geçireceğini söyler.Oğlu da baba sen en münasibini yaparsın der. İmtihan sorusunu bekler.Yahudi;
 -Söyle bakalım oğlum, bir yahudi bacayı nasıl temizler? Diye sorar.Oğlu cvap vermeye başlar;
 -Bacaya çıkar, eline fırçayı alır. Yukarıdan aşağıya fırçayı bacanın içinde gezdirerek bacayı temizler der.Cevap kabul edilmez.
 Bir çuvala 10-15 ufak taş koyar. İpe bağlar. Bacanın içinde aşağı yukarı çekrek temizler der. Kabul görmez.Babasna sorunun cevabını bilemeyeceğini söyler. Babası açıklamayı yapar;
-A benim salak oğlum.Hiç bir yahudi baca temizliği gibi basit işlerle uğraşmaz. Bir müslümana üç beş kuruş verir.Bacasını temizletir.Yahudinin Dünya idaresi, dünyayı yönetme gibi önemli işleri vardır. Böyle basit işleri yapmaz der. Yahudinin dünya görüşü, dünyayı sömürme ve yönetme görüşü böyledir..
  Yahudi okullarında ta küçüklükten vatan ve millet sevgisi, İsrail'i düşünme, İsrail'e hizmet fikri aşılanır. Bir koneransta dinlemiştim. İsrailde anasınıfı öğrencileri planlı bir kır gezisine çıkarılır. Bir dağ başında, daha önceden bırakılmış bir keçi ölüsünün yanında durulur. Çocuklar otobüsten indirilir. Keçi ölüsünü görmeleri istendiği için ölü keçinin başına varılır. Öğretmenleri;
-Çocuklar, burada bir keçi ölüsü var. Neyapmalıyız? diye sırayla sorar. Çocuklardan;
- Öğretmenim burada bir keçi ölsü var.Vah vah yazık olmuş.
- Bunu kaldırıp kenara atmalıyız.Herkes rahat geçsin.
-Hastalık olmamaı için gömmeliyiz gibi cevaplar alır.
 Öğretmen bu cevapları beğenmez. Dikkat çekmek , konuyu iyi anlatmak için soruyu ballandırır.Bilen olmayınca biraz kabarır, kibirlenir ve cevap vermeye başlar.
 -Çocuklar bu keçi ölüsünün kılları kırpılır değerlendirilir.Derisi yüzülür değerlendirilir. Eti kokmuşsa polis ve asker köpeklerine mamayapılır. Boynuzlarından sap yapılır.Pisliğinden gübre yapılır. İsrail devletine, bu keçi ölüsünden en büyük menfaatı nasıl sağlayacağız, onu düşünmeliyiz, der.Böylece vatan sevgisi aşılanmış olur.

 Dede çok sevdiği torunlarını yanına çağırdı.Onları çok seviyordu.Onların kendilerine, ailelerine, vatan ve milletine hayırlı kişiler olarak yetişmelerini istiyordu.Vatan sevgisinin imandan olduğunu iyi aşılamak, vatanının ve halkının kölesi olmalarını istiyordu.Harama tenezzül etmeyen, çalmayan, çırpmayan,fakirliğin de bir şeref olabileceğini bilen bir anlayışla yetişmelerini istiyordu. Beş vakit namazlarından sonra torunları ve bütün ümmeti muhammed için dua ederdi. Yaşlılığın verdiği duygusallıkla bize Anadolu'yu yurt eden atalarımızı, alperen gazileri, anadoluyu aydınlatan velileri devamlı hatırlardı. Onların atalarımızı nasıl terbiye ettiğini düşünürdü.Osmanlı daki, Selçuklu daki asaleti, terbiyeyi, manevi güzellikleri düşünürdü. Osmanlı'nın 630 sene nasıl hüküm sürdüğünü tefekkür ederdi.


 
ABDULLAH GÜL ERMENİ ASILLI MI!
 ABDULLAH GÜL'ÜN ERMENİ ASILLI OLDUĞU HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİN TARİHİ BİR ÖNEMİ YOKTUR.

09 Aralık 2010, 23:31
     cezmi yurtsever
"İS ABDULLAH GÜL ARMENİAN ORİGİN?
 
ABDULLAH GÜL’ÜN KÖKENLERİNİ AYDINLATAN ŞİFRE BELGELER
 
ÇÖZÜMLENDİ!   
 
 ABDULLAH GÜL’ÜN AİLESİ’DE ERMENİ OLAYLARI MAĞDURU ÇIKTI!
 
      Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ailesinin yaşadığı olaylar ile ilgili araştırmalarım esnasında kimlik ve kökenlerini aydınlatan önemli belgelere ulaştım. Sayın Gül’ün dedesinin 1934 yılında “Gül” soy adını almasının gerekçesi Kayseri Büyükşehirin merkez ilçesi olan Melikgazi ilçesindeki Gülük camisi/külliye/medresesinin giriş kapısı üzerinde bulunan Gül çiçeği motifinden almaktadır.    Gülük mahallesine isim verilmesine neden olan medrese/caminin kuzeydeki ana taç kapısı üzerindeki çiçek motifi “gül” şeklindedir. Müslümanların Allah inancı ve Peygamber sevgisini göstermektedir. Adı geçen Gülük külliyesinin onarılarak yapım tarihi Selçuklu Sultanlığı zamanında ve 1210 yılında Danişment beylerinden hayırsever Atsız Elti Hatun tarafından yaptırılmıştır. Aynı yapı 1334 yılında yaşanan depremden hasar görünce Gülük Alemüddin adındaki mimar tarafından onarılmış ve taç kapı üzerine de Gül kabartmalı bölüm yerleştirilmiştir. Abdullah Gül’ün anne tarafından ataları 13.ve 14.yy’larda Sivas ve Kayseri tarafında ticari hareketleri ile tanınan Sarrafzadeler ve onu izleyen Satıoğulları ailesindendir. Türkistan coğrafyasından büyük göç ile Anadolu’ya gelen Türk asıllı insanlardır. 19.yüzyıl sonlarına doğru Kayseri ekonomisinde söz sahibi olan Ermeni sarraf ve Banker Gülbenkyan ailesi ile de ilgisi yoktur.
 
 
 
 
 
 
 
 
 ERMENİ KATLİAMINDAN KURTULMAK ÜZERE SİİRT’TEN KAYSERİYE GÖÇ ETTİLER
 
  
Siirt’in önde gelen eşraf ailelerinden olan Hacı Abdullah efendi, 1915 ve onu izleyen yıllarda yaşanan büyük göç esnasında Ermeni komitacıların baskı ve saldırılarından kurtulmak için daha güvenlikli olan İçanadolu’ya göç ederek Kayseri şehrine yerleşti. Çünkü Kayseri merkez şehrinde ve ana yol güzergahlarında Osmanlı’nın Mülteciler Umum Müdürlüğü’nün yerleşim yerleri çadır kampları ve barınma , sağlık merkezleri vardı. Osmanlı Arşivinde bulunan 234 no’lu ve 1916 tarihli Mülteciler Umum Müdürlüğü Haritası Rus ordusunun işgalinde bulunan Sivas-Giresun-Diyarbakır’ın kuzeyinde kalan topraklardan İslam ve Türk unsurlarının kitleler halinde göç ettiklerini göstermektedir. Bu olaylar sırasında Siirt yöresi General Antranik’e bağlı Ermeni İntikam Alayına mensup silahlı güçlerin saldırı ve toplu katliam alanıydı.  Daha önce 1894 ve 1901 yıllarında Ermeni komitacılar Siirt ve Sason yöresini eylem merkezi olarak seçmişler yörede yaşayan Ermeni-Türk-Kürt topluluklar arasında etnik parçalanma ayrılık ve savaş ortamı yaratmayı amaçlamışlardı.  Siirt yöresinde yaşayan aynı yörede kurulan Artuklu Türkmen ve daha sonra Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Osmanlı döneminde de şehirli eşraf ailesi olarak yaşayan Hacı Abdullah ailesini muhtemel bir Ermeni katliamından kurtarmak üzere bulunduğu toprakları terk ederek daha güvenlikli olan Kayseriye göç ederek yerleşmiştir. Abdullah Gül’ün babası Ahmet Hamdi Bey’in doğum tarihi 1927’dir. Köken olarak da Türk asıllıdır. Bu bilgiler ışığında sayın Abdullah Gül’ün köken olarak Türk ve ailesinin de 1915 Ermeni tehciri-İslam halkın toplu göçü olayından etkilenen “mağdur olmuş” kişiler olduklarını söyleyebiliriz.    CANAN ARITMAN ÖZÜR DİLEMELİDİR!
    Sayın Abdullah Gül’ün kökenleri hakkında ayrıntılı belgeleri, aynı zamanda sayın Devlet Bahçeli, Necmettin Erbakan, Hülya Avşar’ın da köken araştırma dosyalarının yer aldığı “www.cezmiyurtsever.com “sitesinden de yayınlayarak kamuoyunun bilgisine sunuyorum.  Tarihin ışığında yapılan Abdullah Gül’ün köken araştırmaları sonucu onun Türk olduğunu gösteriyor. Ancak kamuoyunda hiçbir delile dayanmaksızın Abdullah Gül’ün etnik kökeninin Ermeni olduğunu söyleyerek kamuoyunu yanıltan sayın Canan Arıtman özür dilemelidir.   
 ERDOĞAN’IN ATALARININ ETNİK KİMLİĞİ  
     Osmanlı Arşivinde bulunan 1850 tarihli MAD.d 07958 no’lu defterin     sayfasında Rize’nin Pulihoz (Dumankaya) köyünde yaşayan ve köy kahyası (muhtarı, en zengini) BAKATOĞLU MEMİŞ AĞA Sayın Başbakan Erdoğan’ın dedesidir. Özellikle Gürcü asıllı olmadığı defter kaydından anlaşılmaktadır.
    Bakatoğlu ailesinin izini sürmek için 1835 tarihli Rize nüfus defteri, ile birlikte 1530 tarihine kadar olan tapu ve nüfus defterlerini de gözden geçirdim. Erdoğan’ın ataları Rize yöresini Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethinden sonra İslamlaştırma ve iskan yoluyla Türk-İslam beldesi yapma politikasında görev aldılar. İlginç olan husus ise Sayın Devlet Bahçeli’nin ataları olan Fettahlı Türkmen aşireti ile   sayın Erdoğan’ın ataları birlikte Rize yöresinin İslam-Türk belgesi olması tarihi uygulamasında görev aldılar. Aşiret ve aileler arası evlilik dolayısı ile Rize yöresindeki Küçükalioğlu-Bakatlı-Fettahlı aileleri akrabadır. Bu bilgiler ışığında Sayın Erdoğan ile Devlet Bahçelinin de akraba olduklarını söyleyebilirim.
    Rize’nin bir dağ köyü olan ve isim kaynağını Pontus Rum döneminden alan Pulihoz köyü, Osmanlı’nın son döneminde Enver Paşa’nın izlemiş olduğu yer isimlerini Türkçeleştirme politikası çerçevesinde 1912 yılında Dumankaya adını aldı. Sayın Tayip Erdoğan ailesi de “Direnişçi, isyancı” anlamlarına gelen atalarının sülale ismi olan “BAKATLI”,   1934 yılı soy isim kanunu çerçevesinde “ERDOĞAN” oldu. 
  Sayın Başbakan Tayip Erdoğan, kendi ailesinin aydınlatılması için Osmanlı Arşiv uzmanlarını araştırma yapmasını istedi.     -Osmanlı Arşivinden Muhammet Safi, 1850 tarihli Rize Öşür defterini tıpkı basım olarak yayınladı. Ve Erdoğan’ın ataları olan Bakatoğlu Memiş’in  köy kahyası (muhtarı) olduğu bilgilerine ulaştı.     -Rize yöresindeki Bakatoğlu, Küçükali, Fettahlı aile ve aşiretleri yakın akrabadır.     -Devlet Bahçeli’nin de mensup olduğu FETTAHLI aşireti aynı zamanda Rize yöresinin de İslam-Türkleşme hareketine katılmıştır.
     -Aşiret evlilikleri dolayısı ile Bahçeli ile Erdoğan aileleri akrabadır.
Dede düşündü. Arkasına yaslandı. Balkondan etrafa baktı. Tv de mavi marmara baskını ile ilgili haberler vardı. İsrail hükümetinin vahşi tutumunu düşündü. Osmanlı'nın kılıcı hiç mazluma kalkmamıştı. Hatta gözlerini oyacağını tahmin ettiği halde yahudi milletni soykırımdan kurtarmıştı. İsrail askerlerinin bu terbiyesizliğini , şirretliklerini anlamaya çalışıyordu. Nasıl bu kadar cani olabilirlerdi? Filistinli yavruların öldürülmesinden nasıl zevk alabilirlerdi? Anlamakta zorlandı. "Allah kafirlere mühlet verir" ayeti kerimesi aklına geldi. Derin derin düşüdü. Neydi bu başımıza gelen felaket? Yıllarca islamına hizmete uğraşan Osmanlı evlatları ne hazin durumlara düşmüşler ya Rabbi dedi. Osmanlı ne acıklı durumlara düşürülmüştü? Kendi subayları kendi devletini batırmıştı. İttihat ve terakki diye bir yahudi örgütü kururlmuş. Bu örgüt şeytanca propaganda ile asil Osmanlı subaylarına bastığı dalı kestirmişti. Koca İmparatorluğun yıkılmasına kendi subayları, memurları alet olmuştu.
 Dede bunları düşünürken üzüldü. Düşmanlar bir ülkeyi yıkmak için ajanları vasıtasıyla yıkılacak ülkenin askeriyesine, mülkiye ve adliyesine sızarlarmış. Askeriyeyi devlet idaresine isyan ile kışkırtırmış. Adliyeden adil karar çıkmayınca kargaşaya sebep olurmuş. Devlet karıştırmanın bir yolu da adli karışıklık diye düşündü. Suçlulara gerekli ceza verilmez, iltimas ve kayırma ile kargaşalık çıkartılır dedi kendi kendine..

 
BİR TAKSİ ŞOFÖRÜNÜN AĞZINDAN YAHUDİ
 Mavi marmara olayına kadar Alanya'ya isarail turist gemileri gelirdi. Turizmden geçinen herkes sevinirdi. Dev turist gemileri iskeleye yaklaşır, dev bir otel gibi günlerce kalırdı.İsrailden gelen turistler,gündüz çarşıyu pazarı gezer, alışveriş yapar, geceyi lüks gemilerinde geçirirdi. Geceleri turistin gezme, eğlenme ve alışveriş zamanıydı. Alışveriten her türlü esnaf nasibini alır diye düşünür ve sevinirdik. Sabahlara kadar sokaklar cıvıl cıvıl olurdu. Bu cıvıltnın döviz girdisi demek olduğunu düşünür ve devletimiz ve milletimiz hesabına sevinirdik. Mavi marmara olayından sonra gelmez oldu bu yahudiler.  Taksi şoförüne " şu mavi marmara olayı olmasa idi. İsrail gemileri gelirdi" dedim. Taksici yüzüme bir müddet baktı. Konuşmadı. Ben de şaşırdım. Yanlış mı? dedim. Taksi şoförü, önceleri biz de senin gibi düşünüyorduk. Fakat israilli turist istemiyoruz dedi. Turist değil mi? Diye sordum. Taksici:
-Müşteri bulduk diye özenle ve kibarca israilli yolcuları alırdık. İndirdiğimizde , arabanın döşeme, perde, küllük vb yerlerine mutlaka zarar verirlerdi.Diğer hiçbir turistbunu yapmazdı. Sadece israilliler yapardı. Biz de müşteri haybetmemek için ses çıkarmazdık. Fakat tahammül edemez olduk ve israilli taşımayı bıraktık.Sonradan öğrendik ki, İsrailliler, yahudi olmayanın malına mutlaka zarar verirmiş. Onların inancına göre yahudi olmayan insanlar hayvandan farksızmış. O insanların malına ve canına zarar vermek yahudiye sevapmış. Onlar başkalarının malına ve  canına sevap diterek zarar verirmiş. Hahamları onları öyle şartlmışlar..İşte yahudi barbarlığının kaynağı...


 
  Bugün 16 ziyaretçi (181 klik) kişi burdaydı! Tüm Hakları saklıdır  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
ACILAR PAYLAŞILDIKÇA AZALIR....MUTLULUKLAR DA PAYLAŞILDIKÇA ÇOĞALIR...